DOKTOR - OTUZUNCU BÖLÜM

 

OTUZUNCU BÖLÜM

Sen nereye gidersen ben de oraya gideceğim, sen nerede kalırsan ben de orada kalacağım.

Ruth 1:16

Salvatore koltukta oturmuş, yatağında uyuyan kadını izliyordu. Onun gibi bir adamın sahip olmaması gereken duygular taşıyordu. Claudia’nın uykusunda hafifçe kıpırdanışı, çıplak omzunun çarşaftan görünmesi bile göğsüne keskin bir sancı gibi oturuyordu. Bu bağımlılık onu tüketecek kadar kuvvetliydi. Eli koltuğun kolçağını sıkarken parmak kemikleri gerildi.

Ve ben… Duramıyorum. Dokunmadan duramıyorum. Onu düşünmeden, onu istemeden… Hiçbir şey yapamıyorum.

Onun hayatını mahvetmişti, ailesini yok etmişti, onu esir etmiş, tüm söz haklarını elinden almıştı. Claudia’ya nasıl vahşi bir canavar olduğunu anlatmıştı, nasıl parçalandığını söylemişti ama o hala teselliyi kollarında arıyordu. Bu yanlıştı. Ama bu yanlışı düzeltmek için hiçbir şey yapmayacaktı. Onu istemişti, almıştı ve şimdi cehenneme bile onu kollarına alarak gidecekti.

Salvatore başını arkaya yasladı, gözlerini kısa bir an kapadı ama bu kez bir his içini dürttü uyuyamamasının sebebi bu hislerdi. Bir yatakta yatamamasının sebebi her an tetikte olma arzusuydu, babasını uyurken öldürmüştü.

Gecenin bir yerinde yanlış bir yıldız parlamış gibi ayağa kalkıp pencereden dışarı baktı. Gözleri karanlığa alışınca, malikânenin aşağısındaki toprak yolda bir hareket gördü. Işıkları kapalı siyah bir araba, çitlerin gerisinde birkaç saniyeliğine görünüp kayboldu.

Salvatore’un omuzları gerildi. Sakin bir nefes aldı. Ama içindeki o eski, ölümcül içgüdü kıpırdanmıştı bile. Claudia’ya baktı yüzü huzurluydu, saçları yastığa dağılmıştı, nefesi yumuşaktı. Güvende olmalıydı. Sessizce yerinden kalktı. Silahının olduğu çekmeceye gidip tabancasını alıp pantolonuna iliştirdi. Bir gölge gibi odadan çıktı ve ağır adımlarla merdivenleri indi.

Malikânenin giriş holüne ulaştığında Lorenzo’nun sesini duydu. Telefonun ahizesini sertçe kapatırken ettiği küfür bir fısıltı halinde dudaklarından çıkmıştı. Salvatore yaklaştığında Lorenzo başını hızla kaldırdı.

Salvatore alçak ama keskin bir sesle, “Neler oluyor?” diye sordu.

Lorenzo dişlerini sıktı. “Liman…” dedi. “Polis baskın yapmış.”

Salvatore derin bir nefes aldı ve sakince konuştu. “Ne buldular?”

“Konteynerleri açmak istiyorlar. Henüz bir şey bulamamışlar.” Lorenzo birkaç saniyelik sessizliğin ardından, “Bu gece Fransa’dan ilk teslimat geldi,” diye hatırlattı.

Yarın geceki açılışa ilk numunelerin geldiğini biliyordu. İşlerin başında durmalıydı ama yapmamıştı çünkü Claudia ile olmak istemişti. Hatalar birbirini takip edecek en sonunda sevdiği birinin hayatı tehlikeye girecekti hep böyle olurdu!

“Gidiyoruz, hemen.”

Lorenzo rahatsız bir tavırla ceketini düzeltti. “Orada olmamanız daha iyi olur, bir tutuklama olursa…”

Salvatore hızla Lorenzo’nun sözünü kesti. “Bir tutuklama olmayacak ama birileri bunun bedelini ödeyecek.”

Hızla malikaneden dışarı çıkarken Lorenzo yarım adım arkasındaydı. Öfkelendiğinde ona yaklaşıp, konuşmaya devam eden tek adamı oydu. Diğer herkes başını yere eğip, önünden çekiliyordu.

“Keane’i aradım. Baskında değilmiş ve telefonu açmadı.”

Keane New Jersey emniyet müdürüydü, yıllardır limanda rahat ticaret yapıyor olmasının sebebi oydu. Keane’e ulaşamıyorlarsa… Bu işle ilgili burnuna kötü kokular geliyordu. Bilmek istediği tek şey ihanetin kimden geldiğiydi?

✞✞✞

Salvatore arabasından inerken gördüğü şey bir mafya liderinin canını en çok sıkan manzaradır. Her mafya lideri polislerle ve evrak işleriyle uğraşmaktansa kanlı bir savaşa girmeyi tercih eder. Salvatore derin bir nefes alırken limanın mazot, balık ve rutubet kokan havasını içine çekti. Limanın ona ait olan tarafı kırmızı-mavi ışıklara gömülmüştü. Dev konteynerlerin arasında ellerinde el fenerleri ile silahlı polisler dolaşıyordu. Görünüşe göre henüz bir şey bulamamışlardı.

Salvatore ceketinin yakalarını düzelttiği sırada polis aracı yaklaştı ve arabadan Richard Keane indi. Adamın evinden alınmasını talep etmişti bu yüzden saçları dağınık, gözleri hala şişti. Salvatore ona sessiz ama tehditkâr bir baş selamı verdi ve adam korkuyla titreyerek konteynerlere yaklaştı.

Onlara yaklaşan uzun, ince ve kır saçlı adam üniformalıydı. Üniformasına baktığında bir Teğmen olduğunu fark etti.

Teğmen, Richard Keane’e bakıp, “Kravatınla mı uyumuştun, komiser?” diyerek güldü.

Keane bedenini dikleştirerek bıyıklarının altından konuşurken sesi gürdü. “Burası benim operasyon bölgem Teğmen O’Malley. Ekibime neler olduğu hakkında bilgi verilmemiş, bu yüzden bizzat görmeye geldim.”

O’Malley ciddileşti. Gözleri kenarda bir gölge gibi onları dinleyen Salvatore’un üzerinde kısa bir an gezindi. “Bir ihbar aldık. İhbar kaynağı içinizde bir köstebek olduğunu söylediği için sizi bilgilendirmedim.”

Keane’in nefesi kesilse de kendini hızla toparladı. Çatık kaşlarla, “Bu yetki aşımı, Teğmen,” diyerek adamı uyardı. “Soruşturma açtırma yetkim var.”

O’Malley bedenini dikleştirdi. “Açtırabilirsin, Komiser.” Salvatore’a döndü. “Ama önce şu konteynerlerin içindekileri bir görelim.”

Salvatore aralarına girerken son derece sakindi. “Elbette konteylerleri dilediğiniz gibi aramakta özgürsünüz. Bir arama emriniz varsa ve Avukatım gelince.”

O’Malley’in gözleri kısıldı. “Sizin gibi karanlık tarafta yer alan bir adam için çok sakin ve bilgili görünüyorsunuz.”

“Karanlık taraf mı, Teğmen?” Salvatore sakince ceketinin cebinden sigara tablasını çıkardı. O’Malley’e uzattı ve adam hızla reddetdiğinde bir sigara yakıp dumanı içine çekti. “Biri sizi benimle ilgili yanlış bilgilendirmiş görünüyor. Ben saygın bir iş adamıyım.”

O’Malley’in dudak kenarlarında küçümseyen bir kıpırtı oluştu. “Saygın bir iş adamı?” diye tekrarladı. “Sizin gibi saygın bir iş adamının bu saatte böyle şaibeli bir ihbarla bir limanda ne işi olur merak ediyorum.”

Salvatore sigarasının dumanını ağır ağır havaya üfledi. “Bu liman benim ticari faaliyetlerimin bir parçası. Mallarımın polis tarafından taciz edilmediğinden emin olmak istemem garip mi?”

O’Malley bir adım öne çıktı. Aralarındaki hava çakmakla ateşe verilecek kadar gerilmişti. “Taciz mi? Biz görevimizi yapıyoruz. İçeriye ne koyduğunuzu bilmediğim sürece arama yaparım. Beni durdurmazsınız.”

Richard Keane araya girerken sesi hem titrek hem öfkeliydi. “Teğmen, bu arama izinsiz. Benim iznim olmadan-”

O’Malley sözünü keserek, “Bana iznin gerekmiyor, komiser,” dedi. Keane bu küçümseme karşısında sessiz kalsa da yüzündeki kırmızılıktan öfkelendiğini anlaşılıyordu.

Salvatore sigarasını yere attı, kül limanın paslı zemini üzerinde küçücük bir kıvılcım gibi dağıldı. Ateşin üzerine basıp ezerken O’Malley’in onu seyrettiğini biliyordu. “Burada ne bulmayı umuyorsunuz, Teğmen?”

“Bunu birazdan hepimiz öğreneceğiz.”

 ✞✞✞

Siyah bir arabanın farları yüzlerine vurduğunda hepsi aynı yere döndü. Tommaso ağır adımlarla arabadan inip gözlüğünü düzeltti ve onlara doğru yürüdü.

“Ben Tommaso Bianchi, Bay Salvatore Gambino’nun yasal temsilcisiyim.”

O’Malley, Tommaso’yu rahatsız bakışlarla incelerken, “Teğmen O’Malley,” dedi.

“Arama izninizi görebilir miyim, Teğmen?”

Teğmen yanındaki adamlardan birine işaret yaptı ve bir dosya Tommaso’ya uzatıldı. Tommaso çatık kaşlarla dosyayı inceledi ve kapatıp geri verdi. “Her şey prosedüre uygun görünüyor.”

Teğmen yüzünde sinsi bir gülümseme ile elindeki telsizi kaldırıp ağzına yaklaştırdı. “Fıçıları açın. Hepsinin iyice aranmasını istiyorum, bütün konteynerler, her şey!”

Polisler hemen harekete geçti. Metal kapakların açılma sesi geceyi doldurdu. O’Malley kasılarak birkaç adım ilerledi ve emirler yağdırmaya başladı.

Keane endişeyle Salvatore’a yaklaşıp ona bakmadan konuştu. “Adam tamamen kontrolden çıkmış. Eğer bir şey bulurlarsa, ikimizde biteriz Bay Gambino.”

Salvatore başını hafifçe yana eğdi. Sakince, “Bulamayacak,” dedi.

Keane korkuyla yutkunurken, “Emin misiniz?” diye sordu. “Bu kariyerimi bitirir.”

Salvatore onu sertçe uyardı. “Keane, sakin ol.”

Keane susup geri çekildi o sırada O’Malley ve adamları fıçıları dışarı çıkarıyordu. “Onlara katıl gösteriyi kaçırma.”

Keane sessizce uzaklaştı ve Tommaso’nun derin soluğunu hemen sol tarafından duydu. “Umarım oradan bir şey çıkmaz Salvatore, uykumdan gerçekten boşu boşuna uyandırılmış olmayı diliyorum.”

Salvatore alaycı bir tebessümle göz ucuyla O’Malley’e baktı. Adamları fıçıları incelemiş şimdi de birkaç fıçıyı açıp içindeki şarapları dökmeye başlamışlardı. “Rahat ol Tommaso.”

O’Malley bir fıçıyı tekmesiyle devirdi. Şarap tahta zemine aktı. Hiçbir şey çıkmadı.

İkinci fıçı açıldı. Sadece şarap.

Üçüncü… Dördüncü…

Hiçbir şey yoktu.

Tommaso’nun nefesi hızlanmıştı. Keane ise terliyordu, göz bebekleri büyümüştü. “Teğmen bu… Bu boşa kürek sallamak,” diye mırıldandı ama sesi titriyordu.

O’Malley sinirle bir fıçıyı yumrukladı. “Bana gelen ihbar asla yanlış değildir!”

Salvatore umursamaz bir tavırla saatine bakarken, “Belki de yanlış adamları dinliyorsunuz,” dedi.

O’Malley bakışlarını ona çevirdi ve Salvatore onun gözlerindeki nefret ve intikam arzusunu gördü. “Bu iş burada bitmedi, Bay Gambino.” Adam onu kısık gözlerle inceledi. “Yarın gece bir kulüp açıyormuşsunuz.”

“Bu gizli bir bilgi değil, bir yatırım.”

“Şüphesiz,” derken sesinden buna inanmadığı anlaşılıyordu. “Kulübünüzün açılışı için devriye sayısını artırıyoruz. Bazen gece ışıkları altında herkesin yüzü daha net görünür.”

Salvatore bunun bir tehdit olduğunun farkındaydı. Bu iş burada bitmemişti ve yarın gece tek bir hata organize suçlar ile başını belaya sokabilirdi. Tepkisiz kalıp omzunu silkti. “İyi geceler, Teğmen.”

Salvatore sırtını konteynerlerden birine yaslayarak polislerin O’Malley eşliğinde limanı boşaltmalarını seyretti. Komiser Keanu da yüzünde bir gurur ifadesi ile oradan ayrıldı.

Tommaso derin bir nefes verip Salvatore’a döndü. Şüpheyle, “Sadece şarap mıydı?” diye sordu.

“Hayır.”

Tommaso’nun gözlerindeki merak Salvatore’u eğlendirdi. “Peki, neredeler?”

Salvatore fıçılardan birine dokundu. “Ahşabın içinde.”

Tommaso gözlüğünü düzeltirken, “Ne?” diye sordu.

Salvatore sırıttı. “Fransızlar bu konuda usta… Fıçının ahşap iç panelini söküp özel bir zar yerleştiriyorlar. Şarap ile tahta arasında gizli bir boşluk var, paketler orada. Polis asla bulamaz.”

Tommaso’nun ağzı açıldı. “Bu delilik ama dâhice.”

Salvatore arkadaşının omzuna dostça vurdu. “Bu dünyada ikisi aynı şey.”

 ✞✞✞

Limanı Lorenzo ve adamlarına teslim ederek malikâneye döndü. Bunu yapmaması gerektiğini biliyordu. İşlerin başında olmalıydı ama yarın geceki açılıştan önce Claudia ile olmak arzusu diğer her şeyden üstündü. Sadece birkaç saat ve sonra işlerinin başına dönecekti. Odadan içeri girdiğinde Claudia bıraktığı gibi yatakta uyuyordu. Çıplak bacağı kışkırtıcı bir şekilde örtünün altından görünüyor, koyu renk saçları yastığın her yerini kaplıyordu. Böyle bir güzellik onu nasıl sevebilirdi? Bir süre sadece dikilip onu uyurken seyretti. Onu uyandırmamak için ağır adımlarla her zaman üzerinde uyuduğu deri koltuğa yaklaştı. Ceketini ve kravatını çıkarıp koltuğa oturdu. Ellerini koltuğun kenarlarına koyarak başını hafifçe geriye yasladı.

Uyumak üzereyken Claudia’nın nefes sesinin değiştiğini ve yavaşça yerinden kalkarak ona doğru yürüdüğünü duydu. Gözlerini açtığında Claudia tam karşısında dikiliyordu. Beyaz, ince askılı uzun geceliği ay ışığında neredeyse saydamlaşmıştı; kumaş beline doğru dökülüyor, göğüslerinin hatlarını belli belirsiz ortaya çıkarıyordu. Bakire bir Tanrıça kadar masum bir o kadar da çekiciydi.

Alçak sesle, “Neredeydin?” diye fısıldadı.

“Bir işi halletmem gerekti.”

“Senin tehlikede olduğunu düşünerek uyumak ızdırap gibi.”

Salvatore gülümsedi. En son kimin onun için endişelendiğini hatırlamıyordu. Bu his sıcaktı. Ona baktıkça güzelliği karşısında nefesi kesiliyordu.

“Dışarıdaki şeytanlar bana bir şey yapamaz, bir şeytana ancak bir melek zarar verir.”

Claudia dizlerinin üzerine çöktü. Elleri koltuğun kenarına, onun ellerinin yanına dayandı. Geceliğinin kaygan kumaşı yere dökülüp ince omuzlarını açığa çıkardı. Claudia parmaklarını ağır ağır koltuğun kenarından yukarı doğru yürüttü. Salvatore çenesine dokundu. Başını yukarı kaldırması için hafifçe itti.

“Yavrum?”

Masum bir tavırla ona baktı. “Yorgun musun?”

Salvatore içten içe küfür etti. Bacaklarının arasında dünya üzerinde gördüğü en güzel kız duruyordu, ona arzuyla bakıyordu. Bu görüntü için bir hafta uyumasa olurdu.

“Senin için asla.”

Eli pantolonunda gezindi ve kemerine uzandı. Parmakları kemerin tokasında kararsızlıkla gezinirken Salvatore sessiz kaldı ne yapacağını görmek istiyordu. Claudia titreyen parmaklarıyla kemeri çözdü ve pantolonunun düğmesini açtı. Salvatore bu noktada ona yardımcı olmak için pantolonu hafifçe kalçalarından kaydırdı.

Yarı sertleşmiş erkekliğini elleri arasına aldığında tepkisiz kalmakta zorlanmaya başlamıştı. “Bunun yapılabileceğini söylemiştin?”

Onun neden bahsettiğini anladığında ateş bütün bedenini sardı. Heyecanını dizginlemeye çalışarak, “Yapmak istiyor musun?” diye sordu.

Claudia başını salladı. “İstiyorum.”

Salvatore uzanıp saçlarını okşadı ve onun bunu yapmasına izin vererek arkasına yaslandı. Elleri ürkekçe ona dokundu ve sonra güzel dudakları aralandı. Onu ıslak ve sıcak ağzına kabul etmesi karşısında başını geriye yaslayarak haykırdı. Daha erotik, daha günahkâr bir an hayal edemiyordu. Dili ve dudaklarıyla onu yalarken tecrübesizliği ona her şeyden daha çekici geliyordu. Bir süre onu çıldırtmasına izin verdi. Daha fazla dayanamadığı bir noktada onu seyretmek için yerinde doğruldu. Claudia bakışlarını kaldırdığında gözleri buluştu.

Aletini ağzından çıkarıp ıslak dudaklarıyla, “Hoşuna gidiyor mu?” diye sordu.

Salvatore elini uzatıp çenesini kavradı ve başparmağını dudaklarında gezdirdi. “Beni sınırda gezdiriyorsun, Claudia. Senin için çıldırıyorum.”

Claudia bir kez daha onu ağzına aldığında daha fazla dayanamayacağını anlayarak kollarını kavrayıp kucağına çekti. Geceliğinin eteklerini beline toplayarak çıplak kalmasını sağladı. İçinde olma, onunla birleşme ihtiyacıyla dolup taşıyordu. Onu kendisiyle doldururken dağılmış saçlarını, kızarmış dudaklarını ve yarı kapalı göz kapaklarını bir sanat eserini izler gibi izledi. Şehvet aralarında dalga dalga büyürken Claudia ritmi ele geçirmişti. Üzerinde yükselip alçalıyor, ona tutunuyor yumuşakça adını mırıldanıyordu. Claudia kendini bıraktığında, Salvatore ona sarıldı bedenini bedeniyle kaplarken hafifçe içinden çıktı.

Konuşabilecek duruma geldiklerinde dudaklarını yumuşakça öptü.

“Sen benim en güzel bağımlılığımsın,” diye itiraf etti. “Hiç kimse beni senin kadar sevmedi, hiç kimse bana tüm bedenimde senin hissettirdiğin kadar tutku, arzu ve aşk hissettirmedi. Sen benim en büyük hezeyanımsın.”

✞✞✞

Güneş doğana kadar Claudia ile koltukta uyumuştu. Bedeninin üzerinde onun bedeni varken uyumak sandığından daha kolaydı. Onu uyandırmadan yanından kalkıp, çalışma odasına geldi. Masasının üzeri New Jersey haritası ile kaplıydı, not kâğıtlarını korunan sokaklara iliştirirken Nicolo uykulu bakışlarla onu seyrediyordu.

Dün geceki baskının üzerine O’Malley’in açıkça bu geceyi tehdit edeceğinden emindi. Salvatore sıkıntıyla elini saçlarının arasından geçirirken Lorenzo açık kapıda belirdi.

“Öğlen aile meclisi toplanacak, efendim.”

Salvatore onu gergince onayladı. Bu işi en güvenli yoldan çözmek istiyordu. Aile üyelerinin fikirlerine ihtiyacı vardı.

Nicolo elini çenesinde gezdirirken ona, “Bir fikrin var mı?” diye sordu.

Kardeşi şaşkınlıkla yüzüne baktı. “Bunu gerçekten soruyor musun?”

“Fikrini sorduktan sonra muhtemelen pişman olacağım ama evet.”

Nicolo ayağa kalkarak öksürdü. “Bu kulübün saygın olmasını istiyoruz değil mi? Bu yüzden davetiyeleri özenle gönderdik ve katılımları eşli olacak şekilde ayarladık.”

Salvatore ona boş bakışlarla bakarken Nicolo abartılı bir hareketle parmağını şıklattı. “Böyle yerleri saygın kılan en etkili faktör ne?” Salvatore cevap vermeyince, “Kadınlar!” diye ekledi. “Eğer ailenin kadınları orada olursa… Kulüp saygın bir işletme imajı çizer. Kimse kadınlarımızı tehlikeye atmamızı beklemez.”

Salvatore kaşlarını çattı. “Ailenin kadınlarını vitrine mi koyalım yani?”

Nicolo omuzlarını silkti. “Yeni çağda, Amerika’da işler böyle yürüyor. Elbette yengelerimden ya da Tanrı korusun yetmiş yaşındaki Maria teyzeden bahsetmiyorum. Ailenin genç kadınları biraz eğlenip, aramıza karışsa polisler hiçbir şeyden şüphelenmez hem bu fayda sağlar. Amerikalılar geleneksel olduğumuzu düşünüyor.”

Salvatore kati bir tavırla, “Biz gelenekseliz,” dedi. “Değer verdiğimiz şeyleri koruruz.” Parmaklarını ritmik şekilde masaya vururken, “Maria teyzenin ayak bileği bile ortalıkta görünmeyecek,” diye ekledi. “Bu kadar açık konuşayım.”

Nicolo güçlü bir kahkaha attı. “Daha iyi bir fikrin yoksa benim fikrim bu. Biraz yenilikçi olmalıyız. Padrino’nun karısı bile evinde cannoli (Sicilya'nın en ikonik ve dünyaca ünlü tatlısıdır.) hazırlamıyor.”

Salvatore, saçlarının arasına gömdüğü elini çekti ve derin bir nefes aldı. “Bu açılış bir yatırım,” dedi. “Bir kumar değil.”

Nicolo, masanın kenarına dayanarak ona biraz daha yaklaştı. “Abi… gerçek şu. Polis baskınlarının çoğu, içeride kadın yokken yapılır. Ne diyorlardı? Erkek kurtları takip etmek kolaydır ama dişiler sürüyü korur.”

Salvatore gözlerini devirdi. “Ne biçim bir benzetme bu?”

Nicolo ellerini kaldırdı. “Anladın işte. Kadınlar dışarı çıkarsa kulüp güvende görünür. Aile görüntüsü veririz. Amerikan tarzı vitrin değil bu, akıllı hamle.”

✞✞✞

Salvatore tam bir karşılık verecekken, koridordan gelen hafif bir ayak sesi duyuldu. Claudia kapının eşiğinde belirdi. Kollarını göğsünde bağlamış gözlerinde yine asi bir bakış vardı. Hoşlanmayacağı bir şey söyleyecekti.

Sakince, “Konuşmanızı duydum,” dedi. Elbette duymuştu.

Nicolo kurnaz bir sırıtmayla ona baktı. “Tam zamanında.”

Salvatore keskin bir bakış göndererek susması gerektiğini hatırlattı. Claudia oda boyunca ilerledi ve masaya yaklaşıp gözlerini New Jersey haritasında gezdirdi.

“Dün bir polis baskını olduğunu söylememiştin?”

“Önemli bir şey değil. Herşey kontrol altında.”

Claudia işaret parmağını haritada gezdirirken, “Konuşmalarınızdan öyle anlaşılmıyor,” dedi. “Yardıma ihtiyacın var neden istemiyorsun?”

“Kimseyi tehlikeye atmayacağım özellikle ailenin kadınlarını.”

Karanlık bakışlarını ona dikti. Dün geceki masum kadın yerine öfkeli bir Lilith gelmişti. Cehennemi yakmaya hazır gibi görünüyordu.

“Hayatının bir parçası olduğumu sanıyordum, Salvatore gölgesi değil.”

Salvatore onun sözleri üzerine birkaç saniye derin bir sessizliğe gömüldü.

Nicolo’nun keyifli surat ifadesinin ortasına bir yumruk indirmek istiyordu. Dişlerini birbirine bastırıp Nicolo’ya, “Bizi yalnız bırak,” dedi.

Nicolo yavaşça kapıya doğru yürüdü. “Neden üçümüz her bir araya geldiğinde bu bir karı koca kavgasına dönüşüyor.”

Salvatore daha yüksek sesle, “Dışarı!” diye kükredi ve kapı arkasından kapanıp Claudia ile onu baş başa bıraktı.

“Evde kalmanı istememin bir sebebi var Claudia. Morello ailesi intikam için fırsat kolluyor ve senin zayıf noktam olduğunu biliyorlar.” Elini haritada kırmızı kalemle işaretli noktalarda gezdirdi. “Kolombiya kartelleri yeni girdiğim işten hoşlanmayacaklar bu yüzden sırtımda bir hedef var.”

Gözlerini kapatıp, “Ve bir de polis sorunumuz var,” diye ekledi.

“Korkmuyorum.”

Salvatore öfkeyle güldü. “Korkmuyorsun, çünkü ne ile karşı karşıya olduğunu bilmiyorsun.” Ellerini masaya koyarak bedenini eğdi ve doğruca onun çarpıcı gözlerine baktı. “Ne iş yaptımı biliyor musun, Claudia? Orada ne satmayı planladığımı? Ben iyi bir adam değilim.”

Başını dikleştirdi duruşu bir anda bir Tanrıça büstüne dönüştü. “Biliyoruım.”

“Ne bildiğini sanıyorsun, Claudia?”

“İstediğim şey iyi bir adam olsaydı seni sevmezdim. Bana uygun gördüğün evliliği yapar, sunulana razı olurdum.”

Salvatore dişlerini birbirine bastırdı. Onu Carlo’nun güzel karısı olarak düşünmeye katlanamıyordu.

“Ama olmadım. Seni seçtim. Sokakta neler dönüyor biliyorum, Katanya’da konuşulanları hep dinledim, senin ününü duydum. Fransızlar’dan ne aldığını biliyorum, onları şehirde dağıtacağını ama sadece özel insanları hedeflediğini biliyorum, sen sadece Cosa Nostra’nın caposu olmak istemiyorsun, Amerika’nın kontrolünü de istiyorsun.”

Salvatore’un içi buz kesti. “Bunları nereden duydun?”

Claudia omuzlarını dikleştirdi. “Beni hafife alma, Doktor.”

Dişlerinin arasından bir fısıltı gibi, “Bana öyle seslenme,” dedi.

“Neden? Sana öyle söylemiyorlar mı?”

“Sadece düşmanlarım.”

Claudia gözlerini hiç kırpmadan ona baktı. Tavrından cesaret ve kararlılık yayılıyordu. “Senin ortağınım. Evet, dememe fırsat vermedin ama senin için Tanrı’nın huzurunda bir yemin edecek olsam her koşulda yanında olacağımı söylerdim.”

Derin ve çaresiz bir nefes alıp, “Bunu düşüneceğim,” dedi. “Aile toplantısından sonra…”

✞✞✞

Claudia’nın uslu bir kız gibi evde onun kararını beklemeyeceğini biliyordu yine de onu ardında bırakıp toplantı için şirkete gitti. Ailenin yaşlıları Nicolo’nun ‘utanç verici’ fikrinden hoşlanmamışlardı. Bu duruma Padrino’nun Cosa Nostra’ya kadınları dâhil etmesinden kaynaklandığını ve bu fikrin gençleri zehirlediğini düşünüyorlardı. Salvatore bu kadar katı olmasa da tek derdi sevdiklerini korumaktı. Padrino veya diğerleri eşlerini tehlikeye atabilirdi. Salvatore yapamazdı. O bunun acısını daha önce taşımıştı ve çok ağırdı. Yine de soldatolarının onu destekleyeceğini biliyordu ama bunu emretmeyecekti.

Elini masaya vurdu. “Bu kararı size bırakıyorum. Kimseden ailesini tehlikeye atmasını istemeyeceğim.” Kararlı bir sesle, “Bu gece bir baskın olması ihtimaline karşı hazır olacağız,” dedi.

O’Malley hakkında bir şeyler bulması için adamlarını görevlendirdikten sonra hazırlanmak üzere malikâneye döndü. Valeria’nın kırmızı arabası kapının önündeydi derin ve bıkkın bir soluk aldı. Claudia vazgeçmeyecekti ve kız kardeşini destek olarak çağırdığı açıktı.

Yatak odasına girdiğinde gördüğü tek şey kırmızıydı.

Kırmızı, odanın loş ışığında adeta canlı bir organizma gibi nefes alıp veriyordu. Valeria, Claudia’nın sırtındaki ince fermuarı kapatırken kumaşın parlak yüzeyi ışığı yakalıyor, her kıpırdayışta başka bir ateş tonu fışkırıyordu.

Elbisenin derin V yakası hem zarif hem kışkırtıcı görünüyordu. Düşük kalın askıları beyaz omuzlarını açığa çıkarıyor, bel oyuntusu bedenini bir kum saati gibi çerçeveliyor, kumaş kalçalarına doğru akarken Claudia’yı hem güçlü hem baştan çıkarıcı gösteriyordu. Uzun eteğindeki derin yırtmaç porselen rengi bacağını açıkça sergiliyordu.

Salvatore, “Hayır, hayır, hayır,” diye sayıkladı.

Valeria onu umursamadan Claudia’nın yanağını hafifçe öptü. “İyi eğlenceler.”

Yanından geçip kapıdan çıkmak üzereyken Salvatore, “Ona bu elbiseyi sen mi getirdin?” diye sordu.

Valeria onayladı. “Giyecek bir şeylere ihtiyacı olduğunu söyledi. Giyecek kadınsı ve dikkat çekici bir şeye…”

Salvatore öfkesini gizleme gereği duymadan, “Giyecek kadınsı ve dikkat çekici bir şeye,” diye tekrarladı “Sen de ona bunu verdin.”

Claudia başını yana eğdi. “Ben istedim. Burada değilmişim gibi konuşmayı keser misin?”

Claudia ona döndü. Elbisenin yırtmacı hafifçe açıldı, kırmızı kumaş bacağının kıvrımından geri süzüldü. Salvatore’nun çenesi gerildi. Tek bir kelime bile edemiyordu; öfke mi, korku mu, sahiplenme mi, hiçbirini ayırt edemiyordu.

Claudia yavaşça ona yaklaştı. “Bu gece yanında duracağım,” dedi. “İster hoşuna gitsin, ister gitmesin.”

“Hoşuma gitmeyen tek şey,” diye fısıldadı Salvatore, ona daha da yaklaşarak, “üzerindeki elbise.”

Valeria’nın kahkahası havada çınladı ve onları odada yalnız bıraktı.

“Gelmeni istemiyorum.”

Claudia onun kravatına dokundu. Kırmızı dudaklarından daha dikkat çeken şey dekoltesinin keskin varlığıydı.

“Bunun kararını ben veriyorum. Seninle geleceğim. İstersen beni bir yere kapatmayı deneyebilirsin.”

Onu kilit altında tutma fikri cazip gelse de dudaklarının hareketleri düşünmesini zorlaştırıyordu. “Şimdi giyin yoksa geç kalacağız.”

Salvatore başını iki yana salladı. “Gelemezsin.”

“Sen hazırlanırken bekliyorum, Salvatore. Tam burada.”

“Hayır, Claudia.”

Üzerini değiştirip aşağıya indiğinde Claudia arabasında oturuyordu. Lorenzo arabanın yanında durmuş ona çaresiz bir yavru köpek gibi bakarken Salvatore papyonunu işaret parmağıyla gevşetti.

Yanında bir melek ile cehenneme girmesinin imkânı yoktu.

Claudia arabanın camını açarak ona baktı.

Lilith gibi görünüp davranan bir melek…













Yorumlar

  1. Çok ama çok sevdimmmmmmm tek kelime ile

    YanıtlaSil
  2. Ateşli danslar başlıyor Salvator tikkatli ol…

    YanıtlaSil
  3. 💖💖 guzel bölümdü

    YanıtlaSil
  4. Öldürüyorsun beni.Meraktan sonunu okumak icin hizli okuyorum sona geldiginde ise bitmesin diye yavaşliyorum.her bolumu tekrar tekrar okumakta çareyi buluyorum.cok cok seviliyorsun

    YanıtlaSil
  5. Çok güzeldi 🩷

    YanıtlaSil
  6. İşte bizim kızımız

    YanıtlaSil
  7. Harika bir bölüm

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

DOKTOR - ON YEDİNCİ BÖLÜM

DOKTOR - YİRMİ SEKİZİNCİ BÖLÜM