DOKTOR - OTUZ BİRİNCİ BÖLÜM

 

OTUZ BİRİNCİ BÖLÜM

“Kim bilir, belki de krallığa böyle bir zaman için ulaştın.”

(Ester 4:14)


Claudia elini elbisesinin ipeksi kumaşında gezdirirken zafer kazanmış gibi gururluydu. Salvatore istediği kadar surat asabilirdi Claudia kafesinde kalmayı reddediyordu. Şehir merkezine yaklaştıklarında başını camdan dışarı çevirdi. Şehrin nefes sesini duyabiliyordu. Ana cadde boyunca binalar ışıklı tabelalar ile parlıyordu, yavaş akan trafik geceyi canlandıracak olan onlarca insanı taşıyordu. Kaldırımlar şık giyimli adamlar, kadınlarla doluydu, sokak müzisyenlerinin ezgileri, gecenin gürültüsüne karışıyordu.

Limuzin köşeyi döndüğünde kulübün dikkat çekici binası karşılarındaydı. Bina etrafındaki her şeyden daha yeni ve modern görünüyordu. Cam cephe geceyi bir ayna gibi yansıtsa da içindekileri sır olarak saklayacak kadar karanlıktı. Hareket eden renkli ışıklar girişi vurguluyor kapıdaki kalabalık korumaların dikkatini bir an olsun dağılmasına neden olmuyordu. Silahlı adamlar cadde boyunca etrafı gözlüyordu.

Limuzinin ön camı hafifçe aralandı. Lorenzo arkaya bakmadan konuşurken sesinden hiçbir şey anlaşılmıyordu.

“Polis devriyeleri artmış, efendim.”

Salvatore tepkisiz bir şekilde dışarıya baktı. “Bu gece baskın yapacaklarını sanmıyorum, yaparlarsa da hazırlıklı olacağız. Adamların her şeye hazır olduklarından emin ol.” Derin bir soluk alarak konuşmaya devam etti. “En ufak bir sorunda tek endişeleri Bayan Gambino’yu güvenle uzaklaştırmak olsun.”

Claudia ona doğru döndü. “Ben bir risk değilim, Salvatore.”

Salvatore ona kalkık kaşlarının ardından baktı. “Değilsin,” diye tekrarladı. Yaklaşıp kulağına doğru eğilirken fısıldadı. “Sen risk alamayacağım kadar değerlisin. O yüzden her zaman öncelik olacaksın.”

Limuzin durduğunda kalabalığın hareketi değişti. İnsanlar farkında olmadan iki yana açıldı. Claudia kapı açılmadan önce bile bakışların üzerlerine kaydığını hissetti. Salvatore önce indi. Her zamanki gibi ağır ve kontrollüydü. Etrafı inceledikten sonra elini uzattı. Claudia avucunu onun eline bıraktı.

Ayakları kaldırıma değdiği an içindeki gücün ve özgüvenin çevresinde bir çember oluşturduğunu hissetti. Salvatore’un eli belini kavradı ve onu kendine yaklaştırarak özel ayrılmış bir koridordan geçtiler. İçeri girdikleri anda müziğin sesi dışarıdaki gürültüyü bastırdı. Silahlı adamlar, gürültülü kalabalık, sıkışık trafik hepsi geride kalmış daha nezih ve ayrıcalıklı görünen bu dünyaya adım atmışlardı.

Mermer zemin kendini görebileceği kadar parlak ve siyahtı, alt kata inen merdivenler sarmal bir şekilde dört bir yanı çevreliyor asma kattan bakınca müzik eşliğinde dans eden insanları görebiliyordu. Loca balkonları opera sahnesini andırıyor modern ambiyansı şık ve sofistike kılıyordu. Kafasını kaldırdığında alt kattaki dans pistine bakan onlarca loca balkonunu görebiliyordu. Dans pistinin ortasında geniş bir sahne vardı. Asma katta ise odak noktası yüzlerce içki şişesini sergileyen devasa bardı.  Claudia’nın topukları mermer zeminde yankılanırken insanlar başlarını çevirip onlara bakıyor, inceliyor, kibarca selamlıyorlardı.

Kulübün havasında pahalı tütün, ithal viski ve parfüm karışımı vardı. Her nefes, statü kokuyordu. Garsonlar siyah yelekler ve beyaz gömleklerle sessizce süzülüyor, kristal bardaklar ışığı kırarak çoğaltıyordu. Duvarlarda yankılanan müzik funk ve caz arasında gidip geliyor, ritim insanın damarlarına yerleşiyordu.

Nicolo şık smokini ve geriye taralı saçlarıyla onlara yaklaşırken zafer kazanmış bir savaşçı gibi gülümsüyordu.

Claudia’ya beğeni dolu kısa bir bakış attıktan sonra yanağını yumuşakça öptü. “Büyüleyici görünüyorsun.”

Claudia ona göz kırptı. “Teşekkür ederim.”

Salvatore’a dönerken yüzündeki gülümseme silinmiş ama yerini haklı bir gurur almıştı. “Bu gece genç İtalyan hanımlar göz kamaştırıyor.”

Salvatore’un gözleri çevrede gezindi. Bazı adamlar ona saygıyla selam verirken çoğunun yanında kadınlar olduğunu gördü. Nicolo, “Kadınlarımız artık evde oturmak istemiyor,” dedi. “Dışarıda gazeteciler, içeride kadınlarımız varken hiç kimse buraya baskın yapmaya cüret edemez.”

Salvatore ciddi ama umursamaz bir duruşla onu onaylarken elini samimi bir tavırla kardeşinin omzuna koyup, “İyi işti,” diye fısıldadı.

Nicolo’nun yüzünde babasından övgü alan küçük bir oğlan çocuğunun gururu belirdi. Claudia onların ilişkileri düzeldiği için mutluydu.

Tanıdık iki yüz yanlarına yaklaşırken Claudia sırtından bir ürperdi geçtiğini hissetti. Carlo’yu kilisedeki günden beri görmemişti ve o gün ikisi içinde utanç vericiydi. Claudia gözlerini kaçırsa da Carlo’nun onu incelediğini fark etti. Vincenzo, Salvatore ile selamlaştıktan sonra ona döndü.

“Claudia… Bu gece seni görmeyi beklemiyordum.” Salvatore’a bakarak, “Demek davete gelmek isteyen güzel eşini kıramadığın için kadınlarımızı işlerimize karıştırmak istedin,” dedi.

Salvatore’un gözlerinden ani bir karanlık geçti. Amcasına gözdağı verircesine göğsünü kabarttı. Kısa ve net bir ifadeyle, “Zaman değişiyor,” diye açıkladı. “Kadınlar ailenin bir parçası ve aileyi temsil etmek istediklerinde onları göz ardı edemeyiz.”

Vincenzo’nun dudakları ince bir çizgi halini aldı. “Temsil kontrol ister.”

“Kontrol ailemin nerede duracağını bilmekle olur. Claudia benim yanımda duruyor.”

Claudia ikisi arasında sessiz bir savaş olduğunu fark ettiği için araya girmedi ama Salvatore’un gergin olduğunu beline sarılı elinden anlıyordu. Başından beri güçlü olması için savaş verdiği ailesi çatırdıyordu ve sesleri kulağa korkutucu geliyordu.

Nicolo yatıştırıcı bir tonda araya girdi. “Bu gece iş çevreleri, siyasiler, ünlüler, dostlar ve düşmanlar burada… Birlik görüntüsü vermemiz önemli. Tartışmaların yanlış anlaşılmasını istemeyiz.”

Vincenzo güçlü bir kahkaha attı. “Tartışma mı? Sizler benim yeğenlerimsiniz, biz bir aileyiz. Bu bir tartışma değil Nicolo sadece insanların düşündüklerini ben dile getirdim.”

Salvatore gülümsemesine donuk bir havayla karşılık verdi. “İnsanlar düşündüklerini arada sen olmadan da dile getirebilir, amca. Bu ailenin reisi benim. Her şey kontrolüm altında olmalı, öyle değil mi?”

Vincenzo bir anda yumuşadı. Claudia bu adamla ilgili her şeyden rahatsızlık duyuyordu. “Elbette öyle. Bu aile senden daha iyi bir aile reisi bulamazdı.” Vincenzo, Salvatore’a arkada bir noktayı işaret ederek, “Özel bir görüşme için seni kısa süre güzel eşinden ayırabilir miyim?”

Salvatore ondan ayrılma fikrinden hoşlanmamış gibi Claudia’ya bakarak duraksadı. Eli beline daha sıkı sarılmıştı. Claudia kibar bir tavırla gülümsedi. “Birkaç dakika hayatta kalırım Salvatore.” Elini ceketinin üzerinden göğsüne koyarak gözlerine baktı. “Söz veriyorum, uslu duracağım.”

Kulağına doğru eğilerek, “Neden sana inanamıyorum,” diye fısıldadı. Bu ilgi gösterisi yanlarındaki adamlar tarafından şaşkınlıkla karşılarken Claudia güldü.

Salvatore amcası ile yanlarından ayrılmadan önce Nicolo’ya dönerek, “Yanından ayrılma,” diye emir verdi.

✞✞✞

Salvatore yanlarından ayrıldıktan sonra Nicolo ve Carlo ile kalmak garip bir sessizliği doğurmuştu. Nicolo ellerini birbirine vurup dikkatini dağıttı.

“Hadi bir şeyler içelim.” Nicolo koluna girip onu bara doğru götürürken Carlo birkaç adım arkalarındaydı.

Bar kalabalığın merkezinde yükselen bir ada gibiydi. Yüzlerce şişe cam raflarda bir vitray gibi parlıyor, ışık her birini başka bir renge boyuyordu. Claudia yürürken insanların bakışlarının omuzlarında gezindiğini hissediyordu.

Nicolo barmenden şampanya istedi ve barmen onlara bir şişe ile üç kadeh verdi. Nicolo yaramaz bir çocuk gibi şampanyayı patlatıp bardaklara doldururken Claudia kahkahasını engelleyemedi. Carlo yanlarında bir gölge gibi sessizdi ama yine de onları yalnız bırakmadı. Bar taburesine oturmak yerine ayakta içkisini yudumlarken gözleri etrafta geziniyordu.

Nicolo, kadehi Claudia’ya uzatırken, “Nasıl buldun?” diye sordu.

Claudia bir kez daha etrafına baktı. Herkes o kadar şık ve ayrıcalıklı görünüyordu. Kadınların kahkahaları çınlıyor, müziğin ritmi insanların bedenlerini ısıtıyordu. Puro içen adamlar localarda, daha genç ve eğlenceye aç olanlar ise dans pistinde ya da bardaydı. 

Claudia, “Cesur,” derken kadehi Nicolo’dan aldı. “Başka bir yer ile kıyaslayamam ama yapabilseydim kıyas kabul etmeyeceğini söyleyebilirdim.”

Nicolo kadehini Carlo’ya doğru kaldırdı. “Sen ne düşünüyorsun, Carlo? Ailemiz için büyük bir başarı ve yardımların sayesinde bu gece buradayız.”

Carlo hafifçe omzunu silkti. “Sadece evrak işleri… Buranın ‘cesareti’ sana ait Nicolo.”

Claudia onların arasında başından beri hissettiği o gerilimi tekrar yakaladı. Nicolo övgüyü kabul ederken alçak gönüllü davranmadı. “İşleri Salvatore ve sana bıraksaydım sıkıcı bir golf kulübünden başka bir şey olmazdı ama şimdi… Tam bir cazibe merkezi.”

Carlo hafifçe başını salladı. “İnsanların yorumları da bu yönde… Yine de ilk günden bu kadar dikkat çekmesi beni endişelendiriyor.” Fısıltıyla, “Dışarısı polis devriyesi ile dolu,” derken gözleri etrafta gezindi.

Nicolo gururla, “İçeri girmeyecekler,” dedi. “Kadınlarımız buradayken bunu yapmazlar ayrıca bu gece pek çok politikacı da misafirimiz.”

Arkadan gelen üç kadının Nicolo’ya seslenmesi konuşmayı bölmüştü. Nicolo arkasını dönmüş kadınlarla samimi bir şekilde sohbet ederken Claudia şampanyasından ilk yudumu aldı. Oturmak yerine ayakta duruyordu Carlo ile aralarında boş bir bar sandalyesi vardı.

Claudia bu boğucu sessizliğe daha fazla dayanamayarak, “Yalnız mı geldin?” diye sordu.

Carlo hafifçe güldü. “Buraya sadece bir işin parçası olarak geldim. O yüzden evet, yalnızım.”

“Elizabeth ve sen? Evlilik olmayınca barıştınız mı?”

Carlo kaşlarını çatarak başını iki yana salladı. “Benden uzak durarak kendini korumayı seçti, onu suçlamıyorum. Sonuçta onu terk edip seninle evlenmeye karar verdiğimde benim ve ailemin gerçek yüzünü gördü.”

Claudia kırgınlıkla gülümsedi. “İkimizin de suçu yoktu. Bir masada oturup bizim hakkımızda karar verdiler.”

Carlo ilk kez doğrudan ona baktı. “Haklısın,” derken gözlerinde bir duygu parladı. Öfke ya da hayal kırıklığı… “Yine de sıradan aşk, masum duygular ve mutlu bir aile isteyen o kızlardan olduğunu düşünmüştüm.” Gözleri üzerinde gezinirken, “Ne kadar da yanılmışım,” dedi.

Claudia geri çekilmedi. Yüzündeki gülümseme soldu ve kadehini bara bıraktı. “Beni doğru şekilde tanımadın çünkü buna fırsat vermedim bunun için üzgünüm ama istediğim asla söylediğin şeyler değildi. Çok uzun zaman kenarda kaderimi yaşamayı bekledim.” Çekincesizce gözlerine baktı. “Salvatore başından beri benim kaderim.”

Yüzünde ilk defa gerçek bir çatlak belirdi. O uyumlu iyi çocuk yerini kararlı bir adama bırakmıştı. “Güçlü bir adam istedin,” derken onun cevap vermesine izin vermeden devam etti. “Onun gücü senin gibi bir kızın başını döndürmüş olabilir Claudia ama bu seni de tehlikeye attığı gerçeğini değiştirmiyor. Seninle evlenerek göstermemesi gereken bir cesaret gösterdi ve şimdi seni böyle bir yerde sergileyerek dikkatleri üzerine çekiyor.”

Claudia bakışlarını ondan sakınmadı. Onların gördüğü gibi masum bir genç kız olmak istemiyordu. Annesi yıllarca bu adamları idare etmişti yaptığı şeylerden gurur duymasa da takdir ediyordu. Erkekler kendi dünyalarında kadınların rollerini küçümsüyorlardı. Claudia bunu reddediyordu. Bir kadın olduğu için bir erkekten daha az cesur ya da daha az akıllı değildi.

Tüm özgüveni ile, “Kimse beni sergilemiyor,” dedi. “Bu hayat benim sahnem ve burada durmayı ben istedim.”

Carlo’nun kadehi tutan parmakları gerildi yüzünde bir hayal kırıklığının gölgesi gezindi. “Bu dünya için masum olduğunu düşünmüştüm.”

“Biçtiğin role uygun olacağımı düşünmüştün. Senin suçun değildi kısa zamanda nasıl yetiştirildiğini hakkında bilgi sahibi oldum. Size verilen görevlere uygun yaşamak zorundasınız.”

Kalabalığın ikiye ayrıldığı noktada onu gördü. Güçlü bir çekim hissi nerede durduğunu anlamasını kolaylaştırıyordu. Bunu ona Salvatore’dan başkasının yapamayacağını biliyordu. Güçlü bir adam istemişti korunmak için değildi onun gücüne ortak olmak içindi. Hayranlıkla onlara doğru ilerleyen adamı seyrederken Salvatore’un gözleri onun ve Carlo’nun üzerinde gezindi. Yanlarında kadınlarla sohbete devam eden Nicolo’ya tehditkar bakışlar attıktan sonra Claudia’ya yaklaşıp sahiplenici bir tavırla beline sarıldı.

Salvatore dudaklarını şakağına değdirip onu hafifçe öperken, “Her şey yolunda mı?” diye sordu.

Claudia başını sallarken bu sahiplenmenin ve ilginin tadını çıkararak gülümsedi. Salvatore duygularını açık yaşayan bir adam değildi ama kıskanç olduğu da aşikârdı.

Carlo başını eğdi, “İyi eğlenceler, diyerek kalabalığın içine karıştı.

✞✞✞

Salvatore onu asma kattaki locaya yönlendirirken belindeki kolu bir saniye olsun gevşememişti. Gergin ve endişeli olduğunu hissediyordu.

Merdivenleri çıkarken, “Ben kırılgan bir biblo değilim Salva,” diye itiraz etti. “Bana öyleymişim gibi davranma.”

Locaya geçene kadar cevap vermedi tamamen yalnız kaldıklarında yüzünü elleri arasına alıp dudaklarını öptü. Başparmağı hala dudağının kenarında gezinirken, “Sana olan duygularımla baş edemiyorum,” dedi. İtirafındaki samimiyet Claudia’nın içini titretmişti.

Claudia gülümsemesini bastırma gereği duymadı. “Bu duyguların isimlerini merak ediyorum.”

Salvatore’un gözlerinde yalnızca ona bakarken gördüğü bir ateş parladı. “Kıskançlık. Sahiplenme. Hayranlık. Arzu.”

Bu kelimeler dudaklarından döküldüğünde Claudia’nın göğsünde sıcak bir dalga yayıldı. Salvatore kelimeleri seçerek konuşan bir adam değildi. Böyle bir itirafta bulunması, kontrolünü kaybettiğinin açık bir işaretiydi.

Alçak sesle, “Bunlar seni korkutuyor mu?” diye sordu.

Salvatore alnını onun alnına dayadı. Dışarıdan bakıldığında bir anlık bir yakınlık, içeriden bakıldığında ise bir fırtınaydı.

Salvatore, “Evet,” derken tereddütsüzdü. “Çünkü bu duygular zayıflık yaratır.” Gözlerini kapatarak derin bir nefes aldı. “Bu gece seni buraya getirmemeliydim.”

“Vincenzo’nun söyledikleri yüzünden mi?”

Kaşları çatıldı. “Vincenzo amcam olabilir ama saygısızlığının bedelini ödeyecek. Yine de nedeni o değil.”

Claudia onu umursamadığını belli edercesine elini havada salladı. “Onun gibi dar görüşlü adamların ne düşündüğü umurumda değil.” Elini ceketinin önünden göğsüne koydu hala gergin olduğunu hissediyordu. “Carlo ile konuştuğum için mi?”

Dudakları gülümseme ile öfke arası bir çizgide kaldı. “Seni onun yanında görmekten hoşlanmadığımı itiraf etmeliyim. Ama artık biliyorum o sana göre bir adam değildi.”

“Öyle mi?” Başını kaldırıp gözlerine baktı. “Nasıl bir adam bana göre olurdu?”

İşaret parmağını çenesinin altına koyarak yüzünü kendine yaklaştırdı. “Benim dışımda kimse.”

Claudia zafer kazanmış gibi güldü. “Uzun sürdü ama sonunda bunu anladın.”

Salvatore ondan birkaç adım uzaklaştı, locanın kenarında durup kalabalığı izlerken yüzü ifadesizdi. Ama Claudia onu tanıyordu. Omuzlarının gerginliğinden, bakışlarının sürekli hareket etmesinden, zihninin çoktan olasılıkları hesapladığını biliyordu.

“Seni bu kadar endişelendiren ne?”

Arkasını dönmeden, “Burası tehlikeli bir cehennem,” dedi.

“Burası senin.”

Başını sallayarak onayladı. “Biliyorum. Bir cehennem yaratmak istedim ve yarattım ama senin burada olman nefes almamı zorlaştırıyor.”

“Başımın çaresine bakabilirim. Kullan beni Salvatore. O insanlarla tanıştır, normal çiftler gibi… Karın olmama izin ver.”

Ona doğru ağır ağır döndü. “Dışarısı bir polis geçidi, içerisi bir sürü tehlikeli adamla dolu.” Derin bir nefes alarak, “Kolombiyalılar sessiz,” diye devam etti. “Morello ailesi de öyle ve bu beni diğer her şeyden daha fazla tedirgin ediyor.”

Claudia tüm kararlılığıyla, “Cehenneminde kalacağım,” dedi. “Bu hayatı seninle paylaşmak istiyorum.”

Salvatore temkinli bir şekilde gülümsedi. Gözlerinde gurur gezindiğine yemin edebilirdi. Aniden, “Seni tanıştırmak istediğim birileri var,” dedi.

“Öyle mi? Kim?”

Ona elini uzattığında düşünmeden tuttu.

✞✞✞

Salvatore ile kendi localarından çıkarak koridor boyunca ilerlediler. Asma katın daha karanlık ve paravanlar ile kapatılmış bir köşesine ilerlediler. Salvatore locanın kapısını açtı içeride iki kişi vardı.

Adam, simsiyah saçları, simsiyah kıyafeti ve keskin yüz hatları ile bir ölüm meleğini andırıyordu. Yaşını tahmin etmek güçtü orta yaşlı görünüyordu ama bilge görüntüsü daha yaşlı olması ihtimalini de düşündürüyordu. İnsanın içini görüyormuş gibi bakışlarıyla onu hızlıca tarttı.

Yanındaki kadın ise bambaşka bir güç taşıyordu. İnce yapılıydı ama kırılgan değildi. Kırmızı dudakları, belirgin kahverengi gözleri, dalgalı saçları, sigarasını dudaklarına götürüşü ve duruşu… Tartışmasız bir İtalya’ndı.

Salvatore, “Padrino Diego,” diyerek adamı selamlarken sesinde ilk defa saygı sezdi. Kadına baktı ve başını hafifçe eğerek, “Bayan Rosanna,” dedi.

Padrino ve karısı… Onlar hakkında o kadar fazla şey duymuştu ki… Diego Servillo nesiller boyunca var olmuş en genç Padrino’ydu ve karısı… O bir efsaneydi. Manastırda kaldığı yıllarda kızlar onun hakkında pek çok dedikodu anlatırdı. Padrino’yu düğün günü terk etmiş, pek çok kadın ticareti yapan adamı öldürmüş, kızları kaçırmış, onları kurtarmış ve Diego’nun Padrino olması için dedikodu ağını kullanmıştı.

“Eşim Claudia.”

Claudia kızaran yanaklarına aldırmadan Rosanna’yı izlemeye devam ederken kadın ona doğru yaklaştı.

“Demek Claudia,” derken önünde durdu. “Seni tanımayı istiyordum.”

Claudia kadına elini uzattı. “Bende sizinle tanışmayı çok istiyordum.”

Diego ağır adımlarla ayağa kalktı. Salvatore’la tokalaşırken aralarında söze dökülmeyen bir anlaşma vardı. İkisi de ne olduklarını biliyordu. İkisi de ne olabileceklerini.

“Gözlerden uzak bir yer seçmişsin,” dedi Diego.

“Bazı konuşmalar kalabalığı sevmez,” diye karşılık verdi Salvatore.

Rosanna başını onaylar gibi salladı. “Akıllıca.”

Claudia locadaki koltuğa oturduğunda Rosanna da karşısına geçti. Erkekler konuşmaya başlamadan önce bakışlar çoktan bir diyalog kurmuştu.

“Bu kulüp,” dedi Rosanna etrafına bakarak, “Sadece bir eğlence mekânı değil. Bir vitrin. Ama asıl mesele vitrinin arkasında ne olduğu.”

Salvatore sessiz kaldı.

“Eski yöntemler çürüyor,” diye devam etti Rosanna. “Silahlar, tehditler, korku… Bunlar hâlâ işe yarıyor ama artık yeterli değil. Amerika başka bir dil konuşuyor.”

Diego söze girdi. “Siyaset.”

Kelime locada yankılandı. Rosanna bakışlarını Salvatore’a sabitledi. “Birilerinin içimizden çıkıp o dili konuşması gerekiyor. Kravat takabilen, masaya oturabilen, kan kokmadan güç kullanabilen biri.”

Salvatore’un yüzü ifadesizdi ama Claudia onun omzundaki gerilimi hissetti.

“Ben bir mafya lideriyim,” dedi Salvatore. “Bir politikacı değil.”

Rosanna hafifçe gülümsedi. “En tehlikeli politikacılar bunu söyleyenlerdir.”

Claudia ciddi bir iş görüşmesinin ortasında durduğunu o anda fark etti. Salvatore için hayat çok zor ve tehlikeliydi eğer Amerikan siyasetine girerse her şey daha içinden çıkılmaz bir hal alırdı.

Rosanna konuşmaya devam ederken önündeki içkiyi tek dikişte bitirdi. “Bunu yapmalıyız ve bu kalıba uygun olan senden başka kimse yok. Sen bir doktordun. İnsanların güvenini kazanmayı biliyorsun. Yardımlarım, bağışların, geçmişin…”

Salvatore soğuk bir kahkaha ile güldü. “Bu işlere bulaşma amacımı ikinizde biliyorsunuz. Birbirimizi kandırmayalım. Ben capo olmak bile istemezken Amerika’nın siyasetine bulaşıp sırtıma bir hedef tahtası daha yerleştiremem. Korumam gereken bir ailem var.”

Bakışları hızlıca ona kaydı. “Hem bunu yaparsam paramın kaynağını araştırmak isteyecekler. O zaman hilelerim polisi kandırmaya yetmeyecek.”

Rosanna sigarasından derin bir nefes çekti. “Hayır demiyorsun Doktor sadece korkularını sayıyorsun.”

Diego ilk kez araya girdi. Sesi alçak ama kesin bir yerden geliyordu.

“Para meselesi çözülebilir. Vakıflar, hastaneler, bağış zincirleri. Senin geçmişin temizlenmeye müsait.”

Salvatore gözlerini devirdi. “Burayı ne için kurduğumu biliyorsun.”

Diego önemsiz bir şeyden bahsedilir gibi omuzlarını silkti. “Para için daha kötüsünü yapan insanlar tanıdım. Hem burası Amerikalılara hitap ediyor işimize yarayacaktır.”

Rosanna bakışlarını Claudia’ya odakladı. “Peki ya sen? Sen ne düşünüyorsun?”

Claudia, “Ben,” derken sesi tereddütlüydü. Böyle ciddi bir konuda bu kadar önemli insanlar karşısında söyleyeceği her söz Salvatore’un ve kendisinin kaderini etkileyecekti. “Onun sırtına daha fazla yük binmesini istemem. Zaten taşıdığı yüklerin farkındayım. Bu dünya onu hedef alıyor, siyaset sadece hedefin şeklini değiştirir.”

Rosanna’nın dudakları memnuniyetle kıvrıldı. “Fikirlerimi önemsediğini görmek güzel Doktor. Tanrıçan konusunda doğru karar vermişsin.”

Claudia’nın gözleri anlamsızca Salvatore ve Rosanna arasında gezinirken Salvatore sıkıntıyla iç çekti. “Daha çok Tanrıçam benim adıma kararlar veriyor.”

Bu söz Rosanna’ya kahkaha attırdı. Diego gözlerini devirirken içkisinden büyük bir yudum aldı. “Her zaman öyle değil mi?”

Rosanna asıl konuya geri dönüp, “Kimse senden yarın senatör olmanı beklemiyor,” dedi. “Bu bir tohum. Bugün ekilir, yarın sulanır. On yıl sonra meyve verir. Ama o meyve… Seni dokunulmaz yapar.”

Rosanna son sözünü fısıltıya yakın bir tonla söyledi:

“Amerika’yı sokaklardan yönetmek eskidi. Şimdi masalardan yönetme zamanı. Ve o masalarda senin gibi adamlara ihtiyaç var. Ama yalnız değilsin.” Bakışları bilinçli olarak Claudia’ya kaydı. “Hiçbir zaman yalnız olmayacaksın.”

Salvatore derin bir nefes aldı. İlk kez net bir “hayır” demedi. Sadece sustu.

✞✞✞

Rosanna ve Diego kulüpten kimseye görünmeden ayrılırken Salvatore sessiz ve düşünceliydi. Birlikte kalabalığa karıştıklarında kontrollü tavrından bir şey kaybetmeden onu insanlarla tanıştırmış, karısını gururla takdim etmişti. Claudia her sohbete katılıp dikkatleri üzerine çekerken hayranlık ve güçlü bir sahiplenme duygusu ile onu seyretmişti.

Claudia ikram edilen bir kadeh daha şampanyayı içmek için dudaklarına götürdüğünde Salvatore kadehi elinden alıp masaya bıraktı. Dudaklarına doğru, “Bu kadar yeterli,” diye fısıldadı.

Claudia kendini sarhoş hissetmiyordu hafif baş dönmesi olsa da oldukça iyi ve neşeliydi. Kıkırdarken, “Her şeyi kontrol edemezdin, Doktor,” dedi.

Salvatore dişlerini birbirine bastırdı ama öfkeli görünmüyordu. “Zarar görmeni istemiyorum. Olduğun kişi olman yeterince sorun yaratıyor.”

“Ben senin için bir sorun muyum?”

Elleri belini kavradı ve uygunsuz bir şekilde kalçasının yakınına ilerledi. Onu kendine çok yaklaştırmıştı ve Claudia az önce sarhoş değilse bile şimdi başı dönmeye başlamıştı. “Sen benim en büyük sorunumsun. Çözmek istemediğim bir sorun…”

Ona yaslanarak bedeninin ağırlığını almasına izin verdi. “Benimle ne yapmayı planlıyorsun?”

Dudaklarını kulağına yasladı ve fısıltıyla konuştu. “Yapmak istediğim şeyleri bir meleğe yüksek sesle itiraf edemem.”

Claudia ona biraz daha yaklaşırken başını omzuna koydu. “Ben bir melek değilim Salva. Cehennemde sana teslim oldum.”

Salvatore yüzüne bakmasını sağladı. Burunları neredeyse birbirine değecek kadar yakındı ve Salvatore ona aç bir kurt gibi bakıyordu. “Cehennemden geçebilirsin ama hala bir meleksin.”










Yorumlar

  1. Offf salvatore un bu haline bitiyorum.

    YanıtlaSil
  2. Ama büyük birşey geliyor hissediyorum aksiyon dram geliyor

    YanıtlaSil
  3. Of be çok büyük oynayacaklar

    YanıtlaSil
  4. Alllah allah gelmiş bizim bölümümüzzzz

    YanıtlaSil
  5. Aura tek kelimeyle A U R A

    YanıtlaSil
  6. Claudia tam bir tanrıça helal olsun

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

DOKTOR - ON YEDİNCİ BÖLÜM

DOKTOR - OTUZUNCU BÖLÜM

DOKTOR - YİRMİ SEKİZİNCİ BÖLÜM