DOKTOR - OTUZ İKİNCİ BÖLÜM

 

OTUZ İKİNCİ BÖLÜM

“Sevmenin zamanı var, nefret etmenin zamanı var; savaşın zamanı var, barışın zamanı var.”

(Vaiz 3:8)

            Salvatore ile samimi ama her an alev alabilecek konuşmasını bölen Lorenzo oldu. Bir meclis üyesinin tanışmak istemesi reddedilmemeliydi. Özellikle böyle bir gecede Salvatore bağlantılarını arttırmak istiyordu.

Ona bakarak, “Bu gece malikâneye döndüğümüzde sadece senin için tehlikeli olacağım,” dedi. Claudia bu vaad karşısında ürperdi.

Onunla birlikte alt katta bulunan localardan birine ilerlerken, “Tehlike bazı kızları korkutabilir,” diye mırıldandı. Salvatore’un bakışları ilgiyle ona döndüğünde dudakları bir gülümsemeyle kıvrıldı. “Beni değil.”

Salvatore cevabı karşısında tebessüm etmeden duramadı.

Claudia adamların anlattığı uzun, yuvarlak cümlelerin arasında gülümseyip başını sallarken gözleri dans pistine kayıyordu. Bakışları pistte dönen eteklere, omuzlardan kayan ışıklara, ritmin insanları birbirine bağlayan görünmez iplerine takılıyordu.

Salvatore konuştuğu iki adamın cümlesini uygun bir yerde kesti, kadehini masaya bıraktı ve Claudia’ya doğru eğildi. Sesi yalnızca ona ulaşacak kadar alçaktı. Adamların onu anlamaması için İtalyanca konuştu. “Dans etmek mi istiyorsun?”

Bunu fark etmesine şaşırsa da onu kandırmak için hızla gülümsedi. “Hayır, sadece… İzliyordum.”

Salvatore’un dans etmesinin uygun karşılanmayacağını ve onun da dans etmeyeceğini biliyordu. Böyle bir ortamda olmazdı. Hevesli görünerek uygun olmadıklarını düşünmesine izin vermeyecekti.

Eli usulca kolunda gezindi. “Yaşlı bir capoyla evlendiğin için sıradan şeylerden uzak kalmana izin verirsem nasıl bir eş olurum?”

Barda Nicolo’nun olduğu noktaya doğru hafif bir el işareti yaptı ve Nicolo onlara doğru yürümeye başladı. “Sadece kardeşimle dans etmene izin veririm. Seninle dans edecek kadar şanslı olduğu için öldürmeyeceğim tek kişi o.”

Claudia kıkırtısına engel olamadı. Salvatore yanlarına gelen Nicolo’nun kulağına bir şeyler fısıldadı ve Nicolo önünde eğilip tutması için ona kibarca elini uzattı. Claudia’yı piste doğru yönlendirirken Salvatore adamlarla sıkıcı sohbetini sürdürmeye geri döndü.

Müziğin ilk notaları hoparlörlerden sızdığında kulübün havası değişti. O metalik ka-ching sesi barın camlarında yankılanırken ışıklar bir anlığına titreşti. Pistteki kalabalık refleksle hareketlendi. For the Love of Money başlamıştı.

Kalabalığın arasından yürürken kırmızı elbisesi ışığı yakalıyor, adımları müziğin ritmini ezbere biliyormuş gibi zemine değiyordu. Dans pistine çıktıkları an bedenini serbest bıraktı. Omuzları ritme uydu, kalçaları müziği takip etti, gülümsemesi yüzüne yerleşti. Dans ederken hevesli bir genç kız gibi değil, hayatın ortasında duran bir kadın gibi hissetti.

Nicolo ona eşlik ediyordu ama yönlendirmiyordu. Dans konusunda iyi olduğu açıktı ama onu gölgede bırakmadı. Aralarında bir yarış yoktu. Kahkahaları müziğin arasına karışıyor, etraflarındaki insanlar farkında olmadan onlara alan açıyordu. Claudia başını geriye atıp gülerken saçları omuzlarına döküldü.

✞✞✞

Salvatore dans pistini göreceği bir noktada iki adamla sohbet ederken bakışları pistte takılı kaldı. Konuşmaların sesi kulağında boğuklaştı. Claudia’yı izledi. Onun ritme karışan neşesini, elbisenin hareketle canlanışını, yüzündeki özgürlüğü gördü. İçinde yükselen duygu kıskançlık değildi. Bu, gururdu.

Onu saklamaya çalıştığı bir şey gibi değil, dünyaya ait bir parça gibi görüyordu. Yanında durduğunda olduğu kadar, ondan birkaç metre uzakta da güçlüydü. Salvatore ilk kez bu kadını korumakla değil, onu olduğu haliyle seyretmekle güçlü hissettiğini fark etti.

Bunu hak ediyordu. Özgür ve canlı o genç kadın olmalıydı. Yine de bunu ona vermek için ondan vazgeçecek kadar irade sahibi değildi. Onu sonsuza kadar yanında tutacaktı bundan daha kötü şeyler de yapmıştı.

Bir an için Claudia başını kaldırdı. Gözleri kalabalığın içinden onu buldu. Bakışları buluştu. Gülümsedi.

Salvatore başını hafifçe salladı.

Müzik devam ederken pistteki ritim yükseldi. Claudia dans etmeye devam etti.

Ve Salvatore, ilk kez, kontrol etmeden de sahip olabildiğini anladı.

✞✞✞

Claudia üçüncü şarkıda hala neşeyle dans ederken Salvatore, Vincenzo ve Carlo ile barda oturuyordu. Vincenzo onaylamaz bakışlarla Claudia ve Nicolo’ya bakarken bir kelime dahi ederse amcası olmasının bir işe yaramayacağını biliyordu bu yüzden sessizdi.

Viskisinden büyük bir yudum alırken Lorenzo hızla yaklaştı. Elinde küçük bir paket tutuyordu. Onun ifadesine bakarak bu hediyeden hoşlanmayacağını tahmin etti. Lorenzo paketi masanın üzerine bıraktı. Çoktan açılıp kontrol edilmişti.

“Efendim. Biri bara bırakmış. Kim olduğunu araştırıyoruz.”

Salvatore yırtılmış paketin içinden küçük ahşap kutuyu çıkardı. Küçük sade bir puro kutusuydu. Kutunun kapağını yavaşça açtı. İçinde tek bir puro vardı. Koyu, yağlı ve kusursuz sarılmıştı. Kolombiya işi olduğunu anlamak için uzman olmaya gerek yoktu. Puronun altına iliştirilmiş ince kartı aldı.

Açılışını tebrik ederiz.

Doğru yer, yanlış mallar.

Vincenzo endişeyle, “Kolombiyalılar mı?” diye sordu.

Salvatore amcasını hafif bir baş hareketi ile onaylarken puroyu masaya bıraktı.

“Kimseye bir şey belli etmeyin,” derken ses tonu sakindi. “Bu gece bitene kadar kulüp kusursuz akacak.”

Lorenzo başını eğdi. “Adamlar barı ve arka çıkışları tarıyor.”

Salvatore derin bir nefes alırken, “Bulamazsınız,” dedi. “Bunu bırakan çoktan yok olmuştur.”

Vincenzo’nun parmakları bardağını sertçe kavradı. “Morello ve polis tehditine bir de Kolombiyalılar eklendi. Her şey yolunda demiştin aile sana güvendi ama sen tüm dikkatini genç ve hoppa bir kıza harcıyorsun.”

Salvatore yumruğunu masaya koydu. Alçak sesle, “Bir daha eşimle ilgili tek bir imada bulunursan sıcak yatağın yerine soğuk bir mezara girersin.”

Puroyu masada bırakarak locadan çıktı. Dans pistine doğru yürürken yüzünde hiçbir şey yoktu.

✞✞✞

Salvatore, Claudia’nın binmesi için arabanın kapısını açtı.

Claudia şüpheyle geriye bakarken, “Lorenzo gelmiyor mu?” diye sordu.

“O kalıyor.”

Claudia arabaya binerken kaşları çatıldı. “Neden erken ayrılıyoruz?”

Onu endişelendirmek ya da korkutmak istemiyordu. Bu yüzden şeytani bir ifadeyle gülümsedi. “Seni cehennem tahtıma götürüyorum, yavrum,” derken sesini alçak tuttu. “Bedeninin her noktasına tapınacağım.”

Claudia’nın yanakları tatlı bir şekilde kızarsa da aynı anda gözlerinde o görmeyi sevdiği ateş parladı. Onun ön koltuğa yerleşmesine yardımcı oldu. Arabayı kendisi kullanmak istiyordu bu yüzden limuzini geride bırakmıştı. Claudia ve o bir araba yolculuğunda yalnız vakit geçirecek kadar normal çiftler olmayı hak ediyorlardı. Direksiyon başına geçtiğinde içinde silahlı adamlarının olduğu araçlar önünde ve arkasındaki yerini aldı.

Araba hareket ettiğinde Claudia arkasına yaslandı ama gözlerini üzerinde hissediyordu. “Endişeli misin? Öfkeli mi?”

Salvatore bakışlarını yoldan ayırmadı ama onu gözlemlerken bu kadar iyi olması hoşuna gitmişti. “Her zaman endişeliyim.”

“Hayır,” derken inceleyen bakışlarını üzerinde hissediyordu. “Kulüpte bir şey mi oldu? Sorun ne? Dans etmek istemem mi?”

Salvatore elini uzanıp yırtmacından görünen çıplak bacağına dokundu. “Hayır, Claudia. Genç bir kadın olmak istemen bir sorun değil.” Elini yavaşça uyluğuna doğru kaydırdı. “Yine de seni dansa kaldırabilen kişi ben olmak isterdim.”

Yüzüne derin bir gülümseme yayıldı. “Endişelenme, Nico’da oldukça iyi bir dans eşi.”

Salvatore’un kaşları havalanırken kısa bir an ona baktı. “Benimle eğleniyor musun, küçük kız? Sana kimin daha iyi bir dans eşi olduğunu göstereceğim”

“Bu bir tehdit mi?”

Parmakları yumuşak tenini sıktı. “Bu bir söz.”

Şehir merkezinden çıkıp malikâneye giden yola girdiklerinde arka aynada bir şey parladı. Bir saniye ve sonra… Sonra gece karanlığı bir bomba gibi patladı.

Arka araçtan cam kırılma sesi geldi. Öndeki koruma aniden sağa kırdı. Aynı anda yan şeritten çıkan siyah bir sedan, onların hizasına geldi.

Silah sesi kulaklarını çınlattığında Salvatore refleksle bağırdı.

“Eğil!”

Claudia’yı kolundan çekip başını göğsüne bastırdı. Kendi bedenini onun üstüne siper etti. Camdan geçen kurşun, direksiyonun yanından vızıldayarak geçti.

Dişlerinin arasından, “Başını kaldırma,” diye uyardı. “Ne olursa olsun.”

Bir eli direksiyondaydı. Diğeri torpidoya uzandı. Kilidi tek hamlede açtı. Metalin soğuğu avucuna oturdu. Her şey o kadar hızlıydı ki Salvatore her gün yaptığı bir rutini gerçekleştiriyor gibi olsa da içindeki endişe çok büyüktü. Böyle bir durumda her zaman sakin kalırdı ama şimdi yanında çok önemli birinin hayatı vardı. Bu riske atabileceği bir şey değildi. Claudia uğruna risk alacağı biri değildi.

Yanlarındaki araba tekrar yaklaştı. Arkalarından gelen arabada adamları vardı. Onlara yetişmeye çalışırken takip eden aracı kurşun yağmuruna tutuyorlardı. Salvatore camı yarıya kadar indirdi. Direksiyonu sol eliyle sabitlerken sağ eliyle ateş etti. Hareketleri aceleci değildi. Keskin. Öğrenilmişti. Alışkanlıkla yapılan türden… Karşı araç yalpaladı. Arkadaki koruma aracı hızlandı ve araya girdi.

Salvatore gaza yüklendi.

Arkasına bakmadan son hızla malikâneye ilerlerken, “İyi misin?” diye sordu.

Claudia göğsünden hafifçe uzaklaştı ama başını kaldırmadı. Onu sessizce onayladığında Salvatore daha keskin bir sesle, “Bana iyi olduğunu söyle!” dedi.

“İyiyim,” derken sesi titrekti ama sonrasında başını kaldırdı. “Sen yanımdasın.”

Bu cümle Salvatore’un içine bir şey sapladı. Sorumluluk. Sahiplenme. Öfke.

Salvatore silahı torpidoya geri koydu. Elini Claudia’nın saçlarına götürdü. Saç tutamını kavrayıp burnuna götürüp kokuyu içine çekti. “Endişeliyim çünkü başına gelme ihtimali olan her şey benim sorumluluğumda.”

Korkusuzca gözlerine bakarken, “Beni koruyacağını biliyorum,” dedi.

“Claudia, Claudia…” diye mırıldandı. “Bana böyle baktığın her an senin için dünyayı yakabilirim.”

✞✞✞

Koruma araçları hızla yerini alırken tehlike geride kalmış gibi görünebilirdi ama öyle hissetmiyordu. Daha önce pek çok kez saldırıya ve suikaste uğramıştı. Bu saldırılardan biri minik oğlunu hayattan koparmıştı. Bir aile daha kaybedemezdi. Claudia’ya baktı. O ailesiydi.

Silahı torpidoya koyarken sol kolunda hafif bir yanma hissetti. Yüzünü istemsizce buruşturması Claudia’nın dikkatini çekti.

Korkuyla, “Salvatore?” diye soludu.

Salvatore yumuşak bir sesle, “İyiyim,” dedi. Endişelenmesini ya da korkmasını istemiyordu. İlk defa vurulmuyordu.

Claudia bunu umursamadan koltuktan ona doğru uzandı ve parmakları ceketinin kolundaki ıslaklığa değdi. “Kanıyorsun!”

Salvatore şöyle bir baktı. Kurşun sıyırmıştı. Derin değildi. Önemsizdi. Ama Claudia’nın yüzündeki renk bir anda çekildi.

Onu sakinleştirmek için, “Bir şey yok,” dedi. “Kurşun sadece selam vermiş.”

“Vurulmuşsun!” Sesindeki korku silahlı bir çatışma ortasında kaldığı andan daha yoğundu.

Salvatore arabayı daha sakin bir tempoya aldı. Sağ eliyle kolunun biraz üstüne bastırdı. “Unuttun mu? Ben bir doktorum ve iyi olduğumu söylüyorsam bunu ciddiye almalısın.”

Claudia gözlerini ondan ayırmadan çantasını karıştırdı ve bir mendil çıkardı. Titreyen ama kararlı ellerle kanayan yere bastırdı.

“Claudia,” derken sesi yumuşaktı. “Bunu yapmana gerek yok.”

“Gerek var!” diye bağırdı. “Şuna bak! Vuruldun!”

Salvatore ona kalkık kaşlarının ardından baktı. “Sana evde kalmanı söylemiştim.”

Öfkeyle homurdandığını duydu ama kolundaki elini çekmedi. “Bana vurulduğunu bile söylemezdin değil mi?”

Söylemezdi. Onu endişelendirmemek için her şeyi yapardı. Şu an bu suikasti düzenleyen adamları bulup kafalarını bedenlerinden ayırmak istiyordu. Kadınını endişelendirdikleri, korkuttukları ve gecesini mahvettikleri için… Yaralanması umurunda bile değildi.

“Endişe etmeni istemiyorum.”

“Endişeleniyorum,” diye sitem etti. “Seni kaybetme fikri beni delirtiyor.”

Bu cümle Salvatore’un göğsüne kurşundan ağır geldi. Bir an arabayı yol kenarına çekmeyi düşündü. Vazgeçti. Malikâneye kadar dayanırdı.

Elini Claudia’nın elinin üzerine koydu. Kanlı mendilin üstüne… “Bu bir çizik, sevgilim ama senin yüzündeki korkuyu affetmeyeceğim.”

Malikânenin ışıkları uzaktan göründüğünde aralarında derin bir sessizlik oluştu.

✞✞✞

 Edoardo, Claudia’nın kapısını açıp inmesine yardımcı olurken Salvatore mendili koluna batırmaya devam edip arabadan indi. Claudia korkuyla, “O… Yaralandı,” diye mırıldandı.

Edoardo ona baktı. Onu çocukluğundan beri tanırdı ve daha öncede yaralandığına şahit olmuştu profesyonel bir sakinlikle hafifçe başını salladı. “İhtiyacınız olan şeyleri getireceğim.”

Salvatore üst kata çıkarken Claudia eteklerini toplamış koşturarak peşinden geliyordu. Topuklu ayakkabılarını geride kapının önünde bırakmıştı. Salvatore’un yürüyüşü sakindi ama kolundaki kan ceketinin manşetini çoktan koyulaştırmıştı.

Yatak odasına girip banyoya yönelirken peşinden gelen Claudia’ya dönerek, “Burada kal,” dedi.

Başını dik tutarak ona kararlı bakışlarla baktı. “Hayır.”

Salvatore derin bir nefes aldı. Ne zaman sözünü dinlemişti ki? Tam bir tartışmanın fitilini ateşlemeye hazırlanırken Edoardo tanıdık siyah, deri çantayla içeri girdi. Ezbere hareketlerle çantayı banyonun mermer tezgahına bırakıp, beyaz havluları dolaptan çıkarıp çantanın yanına koydu. Claudia açık kapıdan onu hayretle seyrediyordu.

“Bu daha önce kaç defa oldu?”

Salvatore bedenini ele geçiren acıya rağmen gülümsedi. “Birkaç defa… Ama adamlarım daha sık yaralanır. Hayatlarını başkasına emanet etmeyi sevmem.”

Claudia sanki üşümüş gibi kollarını göğsünde bağladı. Salvatore banyoya girerken Edoardo sessizce odadan çıktı. Claudia’nın çıplak adımlarının yankısı hemen peşindeydi. Lavabonun büyük aynasına baktığında bakışlarını hemen arkasında gördü. Ceketini çıkardı, gömleğinin düğmelerini tek tek açtı. Kumaş deriden ayrıldığında Claudia’nın keskin nefes sesini duydu. Kurşunun minik bir parçası hala oradaydı, eti açıktı kan durmuş gibiydi ama kızarıklık canlıydı.

“Belki de… Bir doktor çağırmalısın.”

Salvatore alaycı bir tavırla, “Yeteneklerimi küçümsüyor musun?” diye sordu.

Bıkkın soluğu neredeyse eğlenceliydi. “Kendinden bir kurşun mu çıkaracaksın? Sen delirmişsin!”

Lavabonun kenarındaki pufa oturdu. “Bana bir bardak viski verir misin?”

Kaşları çatıldı. “Şimdi de yarayı viski ile mi dezenfekte edeceksin?”

Bu söylediği acısına rağmen kahkaha atmasına neden oldu. Tek eliyle deri çantayı açıp alkolü çıkardı. “Gerekli her şeye sahibim. Viski içmek için.”

“Harika,” diye söylenirken yatak odasına geri döndü. İçeriden şişelerin tıkırtısını duyuyordu. Claudia dönene kadar steril bez, pens gibi malzemeleri hazırlamıştı.

Claudia döndüğünde viski dolu bardağı ona uzattı. Başını kaldırıp ona gülümseyerek baktı. “Benim için değil, küçük kız. O, senin için.”

Bir şeyler homurdandı ama itiraz etmeden viskiden büyük bir yudum alıp yüzünü buruşturarak yuttu. Salvatore alkolü yaranın üzerine döktüğünde kasları gerildi. Dişlerini sıktı ama başka ses çıkarmadı. Claudia refleksle elini omzuna koydu.

“Tutunacak bir şeye ihtiyacın var mı?”

Salvatore başını ona doğru çevirdi. “Sana tutunuyorum.”

Claudia’nın gözlerini devirmesi karşısında gülümsedi. Pensi eline alıp kurşun parçasını yakaladı. Çıkardığında metal lavaboya düşüp tiz bir ses çıkardı. Claudia irkildi. Ağlamadan sakince onu seyrediyordu. O an ne kadar güçlü ve metanetli olduğunu bir kez daha anladı. Kan yeniden sızdı ama daha yavaştı. Streril bezi üzerine bastırdı.

Salvatore yarasını sararken ikisi de sessizdi. Bakışları aynadan Claudia’nın bakışları ile çarpıştı.

“Bir daha benden seni yalnız bırakmamı isteme.”

Salvatore doğruldu. Aralarındaki mesafe bir nefes kadardı. Kan, alkol ve parfüm kokusu birbirine karışmıştı. Ona dokunmadı ama çok yakındı.

“Sen dünyama ait değilsin, Claudia.” Elini usulca yanağında gezdirdi. “Biri ait olmadığı bir yerde ancak bu kadar güzel durabilirdi.”

Claudia başını eline doğru yaslarken ona sevgi dolu bakışlarla baktı. “Ait olduğum yer senin yanın Salvatore. En başında sana gelmemin bir sebebi vardı. Bu gece yanında olmamın da öyle. Bu artık senin davan ya da senin yolun değil. Bu bizim davamız ve bizim yolumuz.”

“Nasıl bir sebep seni böyle bir tehlikenin içine getirir?”

Claudia masallara inanan küçük bir çocuk gibi elini boynundaki haça götürdü. “Hala sevilmeye değer olduğunu göstermek için. Acılarının kefaretini ödediğini anlaman için. Yalnızlığının son bulması için.” Ona bir sır verir gibi yüzüne yaklaştı. “Yaşaman için,” diye fısıldarken usulca yaralı koluna dokundu.

“Her şeye rağmen benim için yaşayacaksın.”

Salvatore onun dudaklarını ele geçirirken parmakları çenesini kavradı. Soluklarının arasından, “Oysa benim de tek ihtiyacım bu,” dedi. “Senin yaşaman…”

Bu sefer öpüşmeyi başlatan o oldu. Geri çekildiğinde gözlerinde olgun bir bakış vardı. “Aşk bir takım oyunu olmalı. Birimiz kaybedersek, ikimizde başarısız oluruz.”

Salvatore onu yakaladı. Bedenini bedenine çekerken nefes almayı umursamadan öptü. Kaybetmeyeceklerdi. Oyunu ne kadar sert oynaması gerekirse o kadar sert oynayacaktı.

✞✞✞

Salvatore paravan olarak kullandığı şirketin çalışma odasına geldiğinde gün yeni aydınlanmıştı. Bütün gece bedenine tapındığı kadını yatakta bırakırken güvende olduğu için kısmen huzurluydu. Bandajlı kolunun ardındaki acıyı hala hissediyordu ama üzerindeki ceket onu gizliyordu.

Vincenzo, Carlo, Nicolo, Lorenzo ile birlikte ailenin diğer üyelerine koruma ekibi de eşlik ediyordu. Saldırıyı duyar duymaz herkes şirkete gelmiş, toplantı masasındaki yerini almıştı. Yüzlerindeki öfkeyi ve öc almak için misilleme yapma isteklerini görebiliyordu.

Vincenzo’nun eli masanın üzerinde yumruk olmuştu. “Kolombiyalılar mı? Yoksa Morello mu?”

Salvatore ceketinin düğmesini yavaşça iliklerken oturmak yerine masanın başında ayakta durmayı tercih etmişti. “Emin değiliz,” derken sesi sakindi. “Henüz.”

 

Vincenzo kaşlarını çattı. “Henüz mü?”

Salvatore, “Bu bir mesajdı,” diye devam etti. “Hedef almadılar yalnızca gözdağı verdiler. Arabayı durdurabilirlerdi ama yapmadılar. Kurşunları ölümcül değildi. Bu bir uyarıydı.”

Vincenzo dişlerini sıktı. “Bu uyarıya cevap vermeliyiz.”

Salvatore onaylamaz bir ses çıkardı. “Yanlış cevap kaybedeceğimiz savaşlara neden olabilir.” Bakışlarını tek tek masadakilerin üzerinde gezdirdi. “Şu an savaş istemiyorum.”

Vincenzo öne doğru eğildi. “Karının da arabada olduğunu söyledin. Yine de karşılık yok mu?”

O an odadaki hava değişti. Salvatore’un kaşları çatılırken, “Bu yüzden bu masada herkes konuşmadan önce iki kez düşünecek,” dedi. “Kim olduğundan emin olduğumda bedelini fazlasıyla ödeyecekler.”

Nicolo sessizliğini bozdu. “Kolombiyalılar son haftalarda liman tarafında daha fazla adam gezdiriyor. Ama doğrudan temas etmekten kaçınıyorlar.”

“Çünkü henüz emin değiller,” dedi Salvatore. “Benim ne yapacağımı ölçüyorlar.”

Vincenzo şüpheli bakışlarla ona bakarken, “Dün geceki toplantıyla ilgili olabilir mi?” diye sordu.

Padrino ile yaptığı toplantıyı aile üyeleri dışında bilen yoktu ama belki bir şekilde bu bilgi sızmıştı ve bu diğer ailelerin cephe almasına neden olmuş olabilirdi. Padrino’nun desteği beraberinde pek çok avantaj sağlasa da pek çok tehlike getirirdi.

“Kesin değil ama olabilir.”

Salvatore korumları bir hareketle dışarı gönderdi. Adamlarına hayatını emanet ederdi ama sırları konusunda ketumdu.

İçeride sadece aile üyeleri kaldığında, “Padrino siyaset yapmamı istiyor,” dedi.

Sessizce oturan yaşlı Michelino sertçe öksürdü. “Siyaset lafı beraberinde kan kokusu da getirir.”

Vincenzo merakla, “Ne cevap verdin?” diye sordu.

“Yapamayacağımı söyledim ama Padrino cevabımı kabul etmiş gibi görünmedi. Bunun içine çekileceksem, şartlarımı kabul edecek.”

Bakışları Lorenzo’ya döndü. “Koruma iki katına çıkıyor, Limanlar sessizce izlenecek, Kolombiyalılar ve Morello’lar için şimdilik bekleyeceğiz.”

✞✞✞

Gelen bir mesaj onu akşam vakti doğruca limana getirmişti. Biri onunla görüşmek istiyordu. Önemli biri…

Limanın arka tarafındaki eski depo genelde dikkat çekmezdi. Onu gizlice koruyan pek çok silahlı adam sıradan liman bekçileri gibi giyinmişti. Sokak lambaları burada kapatılmış, dar koridor tamamen karanlığa gömülmüştü. Salvatore yaklaşınca kapıda ağır ağır sigara içen bir adam kapıyı onun için açtı. Kendi deposunda bir misafir gibi karşılanmasını tek kişi sağlayabilirdi. Lanet olası Padrino Diego Servillo.

İçeride tek bir masa, iki sandalye ve loş bir ampul vardı. Diego sandalyede karanlık bir tablodaki yalnız adam gibi oturuyordu. Konusu ölüm olan bir tablo…

Salvatore ceketini çıkarmadan yavaşça otururken onu başıyla selamlamayı ihmal etmedi. Diğer adamlar gibi elini öpmedi ya da önünde eğilmedi. Padrino olmuş olması ona yaltaklanacağı anlamına gelmiyordu. O pek sevmediği eski bir dosttan önemli bir adama dönüşmüştü.

Diego bunu fark etti dudak çizgileri derinleşti. “Hanımların yanında daha zariftin, Doktor.”

Salvatore arkasına yaslandı. “Ve gerçek yüzümü görmek için baş başa bir buluşma yapmak mı istedin?”

Neredeyse korkutucu bir kahkaha attı. “Kimse benimle böyle konuşmuyor, senden başka…”

Salvatore gülümsemesini gizledi. “Etrafında yeterince dalkavuk var diye düşünüyorum, Padrino.”

Derin bir nefes alıp onu onayladı. Bundan hoşlanmadığı açıktı. Bu yüzden maşası olmasını istiyordu. “Haklısın, bu yüzden sana ihtiyacım var.”

“Bunu yapacak çok fazla adamın var.”

Ceketinin iç cebine uzandı ve gümüş bir sigara tablası çıkardı. Sigaralardan birini ona uzattığında Salvatore kabul edip aldı ama sigaralarını yakmak için çakmağını kullanan kendisi oldu. “Çok fazla dalkavuk. Onlar işime yaramaz. Orada temiz görünen birine ihtiyacım var. Hayat kurtaran, bağışlar yapan, Amerika’da okumuş ve onlar gibi yaşayan birine. Amerikalılar Amerikalaşmış bir İtalyan görecekler ama sen bizi temsil edeceksin.”

Salvatore sigarasından derin bir nefes aldı. “Bu limandan geçirdiğim şeyin ve nasıl dağıttığımın farkındasın değil mi? İsmimi orada zikretmen bile tüm gözleri üzerime çevirir.”

“Zekisin, Doktor. O yüzden ailenin başındasın. O yüzden Morello ailesi seni yok edemedi. Her şeyi kendi lehine çevirmenin bir yolunu bulursun.”

“Aracıma saldırdılar,” derken eli yaralı koluna dokundu. “Karım yanımdaydı.”

Diego’nun ifadesi değişmedi. Ama gözleri karardı. “Kim?”

“Henüz bilmiyorum. Ama bu tesadüf değildi.” Kısa sessizliğin ardından tekrar konuştu. “Eğer dediğin yola gireceksem, bu yalnızca benim başımı değil, onun hayatını da hedefe koyar.”

Diego arkasına yaslandı. “Tehlikeli bir yol olduğunun farkındayım ama başarılı olursan temiz bir sicilin, dokunulmazlığın ve daha fazla gücün olacak.”

“Bunun bir teklif olmadığının farkındayım, Diego.”

“Teklif değil,” derken sesi netti.

“Öyleyse beni koruyacaksın.” Bakışlarını yüzüne sabitlerken, “Şartlarım var,” diye ekledi. “Pisliklerimi temizlememe yardım edeceksin, Kolombiyalılara karşı koruma sağlayacaksın, Düşmanlarımı ortadan kaldıracak, intikam planım için destek olacaksın.”

Diego uzun dakikalar boyunca düşündü. Eli çenesinde gezinirken, “Pis işlerini temizleyeceğim,” dedi. “Kolombiyalılar konusunda endişe etme. Onları kızdırdın Doktor ama içeride adamım var ve durmalarını sağlayacağım.”

Salvatore onu yavaşça onaylarken Diego konuşmaya devam etti. “Morello ailesini silmemi bekliyorsan-.”

“Beklemiyorum,” diyerek sözünü kesti. “Gerçekçi olmaz.”

Diego’nun yüzünde memnuniyet belirdi. “Onlardan hoşlanmadığım sır değil ama Cosa Nostra’da işler böyle yürümüyor.” Ayağa kalktı. Masanın etrafından dolaştı. Salvatore’un arkasında durdu. “Dengeleri korumak zorundayım.”

Tam konuşma bitmek üzereyken, Diego durdu. “Ama,” dedi. “Eğer Morello ailesi hakkında bana somut bir şey getirirsen…” Salvatore başını hafifçe çevirdi. “O zaman Morello’yu ortadan kaldırma işini sana veririm.”

Diego kapıdan çıkmak için ilerlediği sırada, “Bir şey daha var Padrino,” dedi. “Karım her şeyden daha önemli.”

Diego onu anlıyormuş gibi başını salladı. “Bu konuda hassas olacağımı bilmelisin.”

Biliyordu. O yüzden söylemişti. Bu yola girmekten başka çaresi yoksa Claudia’nın korunduğundan emin olmak zorundaydı.

Diego ayrıldıktan sonra Lorenzo onu eve bırakmak için araba kullanıyordu. Salvatore dışarıyı izlerken Lorenzo’nun dinlediğini bilerek konuştu.

“Morello ailesini Cosa Nostra’dan silmek için bir şeyler bulmalıyım Lorenzo.”

“Ne emrederseniz.”

“Gerekirse tuzak kuracağım ama bir açıkları olduğundan eminim. Kolombiyalılar çok fazla şey biliyor ve üstüme doğrudan geliyor olmaları şüphe uyandırıcı. İkisinin bağlantısı olmalı.”

Lorenzo dikkatle sol şeride geçti. “Cosa Nostra’dan gizli Kolombiyalılar ile iş yaptığını mı düşünüyorsunuz?”

Salvatore hafifçe başını salladı. “Öyle olduğunu biliyorum. Aracıma saldıranları bul Lorenzo. Bunun bir kumpas olduğunu biliyorum ve ortaya çıkaracağım.”













Yorumlar

  1. Kesin hainlerden biri carlo ve yazarım daha çok ateşli sahne istiyorum keşke devamı gelseydi o sahnenin

    YanıtlaSil
  2. Aaa Icerdeki Kolombiyali adamı karganın karısına asik olan adamdi o en son oraya gittiydi ne oldu acaba ismini unuttum bzjshsizjjsjs

    YanıtlaSil
  3. Sonunda istediğini alacak bir Salvator var karşımızda işler kızışıyor hadi bakalım

    YanıtlaSil
  4. Kitap olup ta elimize alacağımız günü iple çekiyorum her zaman ki gibi harika bir bölümdü yine yazarcim ellerine sağlık 🥰🥰🥰

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

DOKTOR - ON YEDİNCİ BÖLÜM

DOKTOR - OTUZUNCU BÖLÜM

DOKTOR - YİRMİ SEKİZİNCİ BÖLÜM