DOKTOR- OTUZ SEKİZİNCİ BÖLÜM
OTUZ SEKİZİNCİ BÖLÜM
Ey Tanrı, içimde
temiz bir yürek yarat, içimde yeni kararlı bir ruh var et.
Mezmurlar 51:10
Kapı açıldığında onun geleceğini biliyordu. Gizli
tanığın Jane olduğunu öğrenmesi zor olmamıştı ama yine de bu duruma şaşkındı.
Jane yıllarca kendi hayatına devam etmiş onu yok saymış hatta görmek istemediği
için boşanma belgelerini Tommaso aracılığı ile akıl hastanesinden çıkar çıkmaz
imzalamıştı. Her şeyin suçlusu olarak onu görüyordu ve haklıydı. Suçunu kabul
ederek kişisel cehenneminde yıllardır işkence çekiyordu.
Jane kararlı adımlarla içeri girdiğinde ona bunu
yapacağı için kendinden nefret etmişti. Onu böyle bir yerden vurmak
istemiyordu. Tommaso belgeleri önceden vermek istese de buna izin vermemişti.
Belki vazgeçeceğini düşünmüştü. Böylece istemediği bir savaşa girmek zorunda
kalmazdı ama Jane buradaydı.
Tommaso’nun, tanığı sorgulamak için istediği izin
hâkim tarafından kabul edildiğinde Tommaso onay bekler gibi ona baktı.
Salvatore belli belirsiz bir hareketle başını eğdi. Arkasını dönüp ona
bakamıyordu ama Claudia’nın bakışlarını üzerinde hissediyordu. Bu sahneden
sonra ne hissedeceğini merak ediyordu. Onun ne kadar iğrenç bir adam olduğunu
fark edecek miydi?
Tommaso yavaşça ayağa kalktı. “Bayan Weaver,
yaşadığınız trajedi için üzgünüm.”
Jane sessiz kaldı ve Tommaso devam etti. “Oğlunuzun
kaybından sonra tedavi gördüğünüz doğru mu?”
Salon sessizleşirken Jane’in ifadesi dondu. Alçak bir
sesle, “Evet,” dedi.
“Bir süre bir sağlık kurumunda kaldınız.”
Savcı hemen ayağa kalktı. “İtiraz ediyorum! Tanıdığın
özel hayatı-.”
Tommaso konuşmasına izin vermeden sözünü kesti. “Sayın
hâkim, tanıdığın algı ve hafıza süreçleri bu davayla doğrudan ilgilidir.”
Kısa sessizliğin ardından hâkim, “Devam edin,” dedi.
Tommaso tekrar Jane’e döndü. “Bu süreçte yoğun travma
ve şok yaşadınız.”
Jane kaşlarını çattı. “Zor bir süreçten geçtiğim
doğru.”
“Ve bu süreç sırasında sanığın gerçek kimliğini
öğrendiniz.”
Jane onayladı. “Evet.”
Tommaso bakışlarını Jane’den çekip jüriye baktı. “Yani
bu bilgiyi yaşadığınız olaylar sırasında edindiniz.”
“Öncesinde kocam sandığım adam tarafından
kandırılıyordum,” derken sesi artık sakin değildi.
“Bayan Weaver… Yaşadığınız şeylerin gerçek olduğundan
şüphemiz yok. Acınız gerçek, kaybınızda… Siz bir evlat kaybettiniz, müvekkilim
de öyle.”
Salvatore içinde derin bir acı hissetti bu acı o kadar
güçlüydü ki neredeyse o soğuk ifadesini bozup iki büklüm kıvrılacaktı.
Tommaso hâkime döndü. “Sayın hâkim, bu dava bir
trajedinin davası değil bir suçun davasıdır. Müvekkilimin üzerine atılı bir suç
var ve bu saç tamamen asılsız. Bayan Weaver’ın o dönem kafasının karışık
olduğunu tahmin edebilirsiniz.”
Savcı Brown ayağa fırladı. “İtiraz ediyorum! Savunma
duygusal yönlendirme yapıyor.”
Tommaso başını zarifçe ona çevirdi. “Tam tersine. Biz
duygudan arınmaya çalışıyoruz.”
Hâkim tokmağı hafifçe vurdu. “Devam edin.”
“Teşekkür ederim.” Tommaso geri çekilmedi. Bu sefer
masaya yürüdü ve eline bir dosya aldı. “Sayın hâkim,” derken dosyayı açtı ve
hâkime doğru ilerledi. “Elimizde tanığın beyanlarının anlaşılmasını
kolaylaştırmak amacıyla bazı kayıtlar var. Müsaade ederseniz paylaşmak
isterim.”
Kirli dünyasının bedelini tek başına ödemek istemişti
ama bunu başaramamıştı. Önce oğlunu sonra karısını kaybetmişti. Jane nefretini
yüzüne haykırırken sadece durmuştu. Kimseyi hayatına almadığı, kardeşlerini
bile kendinden uzaklaştırdığı onca yıldan sonra Claudia kalbinde bulduğu
incecik çatlaktan içeri sızmıştı.
Savcı haykırdı. “İtiraz ediyorum! Bu-.”
Tommaso ona hiç dönmeden lafını kesti. “Kayıtlar resmi
ve doğrulanabilir niteliktedir.
Her soru, her duraksama yerli yerindeydi hepsi
hesaplanmıştı. Tommaso birlikte planladıkları bir gösteriyi canlandırıyordu.
Yine de Salvatore planları işlediği için sevinemiyordu.
Hâkim elini kaldırdı. “Gösterin,” derken aynı anda
gözüne gözlüğünü taktı. Tommaso dosyadan birkaç belge çıkardı ve kâtibe uzattı.
“Bayan Weaver’ın tedavi gördüğü kurum, St. Augustine
Psikiyatrik Merkezi.”
O hastanenin adı geçtiğinde Jane’in yüzündeki değişimi
gördü. Sanki o günleri yeniden yaşıyordu. Bunları ona yaşatmaktan nefret
ediyordu ama dün gece ona gönderdiği bir notla uyarmıştı. Bugün burada olmaması
gerekiyordu.
Tommaso konuşmaya devam etti. “Tanığın oğlunun
ölümünden sonra uzun süreli, yoğun bir tedavi gördüğü belgelenmiştir.”
Savcı sertçe bağırdı. “Bu bir karakter suikastıdır!”
Onu görmek istediği gibi kontrolünü kaybetmişti. Onu
sorguladığı tüm o günlerde bu anı görmeyi beklese de zafer gibi
hissettirmiyordu.
Tommaso bir kez daha Jane’e döndü. “Bayan Weaver bu
süreçte ciddi bir travma sonrası tedavi gördünüz. Öyle ki artık mesleğinizi
bile yapamıyorsunuz.”
Jane’in gözleri parladı. “Ben akıl hastası değilim.”
Tommaso başını hafifçe eğdi. “Bunu söylemedim.” Kısa
bir an için durdu. “Ama ağır bir kayıp yaşadınız ve bu kaybın ardından
algınızın, hafızanızın ve değerlendirme yetinizin etkilendiği tıbbi olarak
kayıtlara geçti.”
Jane kontrolünü kaybetmişti histerik bir tavırla, “Ben
ne yaşadığımı biliyorum!” diye itiraz etti.
Tommaso geri adım atmayacaktı. Onu kurtarmak için her
şeyi yapacağını biliyordu, ne kadar kötü olursa olsun. “Buna şüphe yok. Ancak mahkeme
yaşananları değil doğruları değerlendirir.” Hâkime kısa bir bakış attı kimse
ona müdahale edemiyordu. Bir kez daha, “Bayan Weaver,” diyerek Jane’i hedef
aldı.
“Sanığın kimliğini bu tedavi sürecinden önce
öğrendiğiniz. Yoğun bir travmanın hemen ardından henüz tedavi görmeden önce. Bu
raporlarda açıkça belirtildi ve başka sorum yok.”
Sessizliğin ardından derin bir uğultu başladı.
Belgeler elden ele gezdi. Nihayet hâkim gözlüğünü çıkarıp kürsüye koydu ve
başını kaldırıp konuşmaya başladı. “Mahkeme tanığın beyanlarını ve sunulan
delilleri değerlendirmiştir. Tanığın ifadesi, yaşanan trajediyi açıkça ortaya
koymaktadır.”
Salondaki gerginliği hissetti. Claudia’nın keskin
soluğunu duyduğuna yemin edebilirdi. Arkasını dönüp onunla göz göze gelmemek
için kendisiyle büyük bir savaş veriyordu.
“Ama sanığın bu olaylarla doğrudan bağlantısını
gösteren somut bir kanıt sunulmamıştır.”
Fısıltılar yükselirken tokmak sesi bir kez daha
yankılandı.
“Sessizlik!”
Devam etmeden önce gözlüğünü tekrar taktı. “Savcılığın
sunduğunu iddialar, mevcut haliyle varsayımdan öteye geçememektedir.”
Savcı Brown ona nefretle bakarken ayağa kalktı. “Sayın
hâkim-.”
Hâkim konuşmasına izin vermedi. “Yeterli.”
Savcı Brown’ın ona özel bu husumetinin sebebi belediye
başkan adayı olmasını engellemekti. Mevcut adayın Brown’ı olduğu yere getiren
kişi olduğunu biliyordu ve Brown yakında pek çok ayrıcalığını kaybedecekti.
“Karar,” derken herkes ayağa kalktı. “Sanık Salvatore
Gambino’nun tutukluluk halinin devamı için yeterli hukuki gerekçe
bulunmamaktadır. Sanık serbest bırakılacaktır.”
Salon karışırken gazetecilerin flaşları birbiri ardına
patlıyordu. Yavaşça sandalyesinden kalkarken başını dik tuttu. Kendi elleriyle
kötü bir adamdan bir kahraman yaratmışlardı. Gardiyanlar yaklaşıp kelepçelerini
çözerken sadece gözlerinden usulca birkaç damla yaş süzülen karısına bakıyordu.
Claudia… Şaşkın, ürkek ama mutlu görünüyordu.
✞✞✞
Gazeteciler Salvatore ve Tommaso’nun başına üşüşürken
Claudia nefes alamadığını hissediyordu. Salvatore yeniden özgür kaldığı için
mutluydu ama bu stres ve az önce Jane ile yaşananlar onu sarsmıştı. Sanki
içerideki havanın rahatsız edici ağırlığı ciğerlerine dolmuş ve çıkmayı
reddediyordu.
Nicolo uzaktan gelen bir sesle ismini söyledi.
“Claudia?”
“Temiz hava almalıyım.”
Mahkeme salonundan çıkıp uzun koridor boyunca yürürken
gazetecilerin sesleri arkalarında kaldı. Dışarı çıktıklarında serin öğleden
sonra havası yüzüne çarptı. Otoparka doğru ilerlerken Nicolo hemen yanındaydı.
Otoparkın yanında küçük bir park vardı. Ağaçlar, banklar ve nihayet sessizlik…
Claudia sırtını arabaya yasladı gözlerini sıkıca
kapattı. Jane’in yüzündeki ifadeyi ve anlattıklarını zihninden silemiyordu. Bir
çocuk kaybetmiş, akıl sağlığı basına açık bir mahkemede sorgulanmıştı. Nasıl
hissettiğini tahmin bile edemiyordu. Diğer yandan Salvatore’un özgür kalmama
ihtimalinin onu deli gibi korkuttuğu vardı ki kalbi hala sıkışıyordu.
Boğazı düğümleniyordu. “İyi misin?” derken Valeria’nın
yumuşak sesini duydu.
Claudia onu hafif bir baş hareketi ile onayladı ama
iyi hissetmediği de bir gerçekti. Gözlerini açıp karşıya baktığı anda Jane’i
gördü. Güneş gözlüklerini gözüne indirmiş hızlı adımlarla yürüyordu. Başını
kaldırıp onu gördüğünde yönünü değiştirdi ve onlara yaklaşmaya başladı.
Jane iyice yaklaştığında Nicolo onu fark ederek
aralarına girdi. “Dur.”
Jane durmadı güneş gözlükleri bakışlarını gizlese de
yanaklarında gözyaşlarından kalma akmış rimel izi ve dudaklarındaki bozulup
dağılmış kırmızı ruj ne kadar hırpalandığını gösteriyordu.
“Onunla konuşmak istiyorum,” derken sesinde bariz bir
kırılganlık vardı.
Nicolo sertçe, “Hayır,” dedi.
Claudia elini uzatıp Nicolo’nun omzuna dokundu. “Sorun
yok.”
Nicolo ona baktı gözlerinde açık bir itiraz vardı.
“Claudia,” diye fısıldadı. “Salvatore beni öldürür.”
“Sadece bir dakika. Söz veriyorum hayatta kalacaksın.”
Nicolo dişlerini sıktı. Valeria sessiz ama açıkça
memnuniyetsizdi az önceki manzaranın onu da ne kadar etkilediğini biliyordu. O
da bir anneydi.
Claudia, Jane ile birlikte birkaç adım ilerideki banka
doğru ilerledi. Büyük bir ağacın atındaki eski bank pek davetkâr görünmüyordu
bu yüzden ikisi de oturmadı.
Claudia ortalama boylardaydı ama Jane yakından çok
daha ufak tefekti. Sesini alçak tutarak, “Üzgünüm,” dedi. Jane sessiz
kaldığında devam etti. “Bunun senin için ne kadar zor olduğunu tahmin
edebiliyorum. Salvatore mecbur kalmasa bunu yapmazdı.”
Jane güldü. “Gerçekten mi?” Bir adım yaklaştı. “O bir
katil, bir mafya lideri, bir zehir taciri.” Bunları söylerken sesi bu gibi
soğuktu. “Oğlumu öldüren onun dünyasıydı. Oğlumu öldüren oydu.”
Claudia’nın kalbi sıkıştı. “Ben sadece-.”
Konuşmasına izin vermedi. “Sen sadece âşıksın.” Bir
ufak adım daha attı. Artık parfümünün çiçeksi ama güçlü kokusunu alıyordu. “Ve
bu seni kör yapıyor tıpkı bir zamanlar beni yaptığı gibi.”
Jane onu baştan aşağı süzdü. “Daha bir çocuksun.
Kullanıldığının farkında değilsin.”
Claudia başını iki yana salladı. “Yanılıyorsun.”
Jane alçak bir sesle, “Dün bana bir mesaj gönderdi,”
dedi. “Beni bugün konuşmamam için uyardı.”
Salvatore’un şaşırmamasını duygularını iyi gizlemesine
bağlamıştı ama anlaşılan değildi. Gizli tanığın Jane olduğunu biliyordu.
Savunmasız eski karısını tehdit eder miydi? Bunu yapacağını sanmıyordu.
Jane keskin bir sesle, “Ölmekten korkmuyorum,” diye
fısıldadı.
Minik bir adım daha atarak aralarındaki mesafeyi
tamamen kapattı. “Ama onun yaşamasına ve mutlu olmasına izin vermeyeceğim.
Benim hayatımı sona erdirdikten sonra olmaz.”
Jane’in fazla yaklaştığının farkındaydı ama onu bir
tehdit olarak görmemişti. Aniden çıkardığı küçük bıçağı da fark etmemişti. Ne
yapmak üzere olduğunu anladığında her şey için çok geçti. Keskin bir acı ve
ateş koluna yayıldı. Muhtemelen üzerine giydiği ceket onu yanıltmıştı ve hedefi
kolu olmuştu. İkinci hamleyi yapmak üzereyken bu sefer onu gördü. Jane’in ince
bileğini sertçe yakaladı ve elinin kesilmesini umursamadan bıçağı kavradı.
Sıcak kan kolundan eline, elinden yere damlarken Jane şaşkınlıkla dişlerini
birbirine bastırıp bıçağı çekmeyi denedi.
Claudia bedeninde artıp yayılan acıya rağmen bıçağı bırakmadı.
Jane’e doğru iyice yaklaştı ondan neredeyse bir kafa daha uzundu. Jane içindeki
öfkeyle güçlü olabilirdi ama Claudia korunaklı büyümemişti. Manastırda olduğu
yıllarda pek çok şey için kavga etmek zorunda kalmıştı. Yalnız bir çocuk
kendini savunması gerektiğini bilirdi. Bu hayati bir refleksti, tıpkı yutkunmak
gibi. Claudia, Jane’in üzerine atılıp onu ağaca çarptı ve elindeki bıçağı
sertçe çekip aldı.
Aynı anda Nicolo’nun bağırarak ona koştuğunu duydu.
Adliyenin merdivenlerinden inen polisler gözüne çarptı ama her şey bir sis
bulutunun ardındaydı. Valeria’nın dokunuşuyla kolunun iç kısmındaki acıyı
hissetti.
“Tanrım.”
Elindeki bıçağı yere bıraktı. Nicolo Jane’i uzak
tutmak ve silahına davranmak için hamle yaptığında, “Hayır,” diye inledi.
Polisler nihayet yetişmiş Jane’i yakalamışlardı. Az önce ona bıçak savuran
kadının yerini ürkmüş bir çocuk almış gibi görünüyordu.
Nicolo ve Valeria onu banka oturturken iki polis
ambulansa ihtiyaç olup olmadığını anlayama çalışıyordu. Claudia başını
kaldırdı. “Teşekkürler ben iyiyim.”
Tam karşısından aceleci adımlarla ona yürüyen adam
bakışlarıyla bir şeyleri ateşe verecek gibi görünüyordu.
“Ben doktorum, karıma yardımcı olacağım.”
✞✞✞
Malikânenin kapısından içeri girerken Claudia koluna
Salvatore’un arabadayken sıkıca bastırmasını emrettiği mendili bastırıyordu.
Onun dışında tek kelime etmemiş bütün yol boyunca sessizlik yemini etmiş gibi
çatık kaşlarla oturmuştu. Ağırlaşmış ve ıslanmış kumaşı gereğinden fazla
bastırdığında yüzünü buruşturdu Salvatore sanki bunu anlamış gibi ona bir adım
yaklaştı ama tüm o yakınlık bundan ibaretti. Merdivenleri çıkarken de aynı
şekilde sessizdiler. Ortalıkta tek bir hizmetçi görünmüyordu hatta Edoardo bile
yoktu.
Salvatore bir adım önüne geçip yatak odasının kapısını
açtı. Perdesiz pencerelerden güneş ışığı içeri süzülüyor ama sanki odayı
yeterince aydınlatamıyordu. Salvatore kapıyı arkalarından kapatırken Claudia
yatağın ucuna doğru yürüyüp yavaşça oturdu. Salvatore hala tek kelime
etmemişti. Sert bir hareketle ceketini çıkarıp sandalyenin üzerine fırlattı.
Tam o anda kapı çalındı sert bir ‘gir’
emrinin ardından Edoardo hayalet gibi içeri süzüldü. Hiçbir şey söylemeden
siyah deri çantayı bırakıp çıktı. Salvatore çantayı alıp yatağın önüne
yaklaştı.
Claudia bu gergin havayı dağıtmak için, “Bu sahneyi
daha önce yaşamıştık,” dedi. “Ama bu sefer kanayan sen değilsin, benim.”
Hafifçe güldü ama Salvatore tepki vermedi.
Yaklaşıp üzerindeki ceketi sıyırdı ve dikkatlice
kolundan sıyırırken bakışlarını bir saniye olsun üzerinden ayırmadı. Claudia
canının yandığını belli etmemek için yoğun çaba gösteriyor Salvatore’un bir
noktada kırılacağını tahmin ediyordu. Ceketi çıkardığında gömleğinin tüm kolunu
ve göğüs kısmını kaplayan koyu kırmızı lekeye baktı. Çantadan makas alıp ipek
gömleği yavaşça kesmeye başladı. Kumaşı keserken çıkan ses odada yankılandı.
Gömleğin yarısını kesip kanlı ıslak kumaşı yere
atarken, “Ölebilirdin,” dedi.
Claudia ona dik bakışlarla baktı. “Sadece kolum
Salvatore. Kolu yaralandı diye insanlar ölmez, sende hayattasın.”
Önünde diz çöktüğünde onunla göz göze geldi. “Yanlış
hedef almış olması sadece şans.”
Claudia bir an durdu. “O bir doktor. Eminim bıçağı
nereme sokarsa öleceğimi biliyordur bence amacı öldürmek değildi. Bunu yapmak
istemedi.”
Bakışları keskinleşirken yarayı temizlemek için
hazırladığı bezle kolunu sildi Claudia keskin bir nefes aldı. “Şimdi de onu mu
savunuyorsun?”
Kolunda sildiği yerden tekrar kan sızıyor olsa da
yarası kısmen temizdi. Bir kez daha alıp elindeki derin kesiğin üzerini silmek
için bileğini kavradı. “Bu nasıl oldu?”
Claudia sakince, “Bıçağı ondan aldım,” dedi.
Salvatore durdu ve başını kaldırıp yüzüne uzun uzun
baktı. Sanki duymamış gibi bir kez daha tekrarladı. “Bıçağı ondan aldın.”
Omzunu hafifçe silkti. “Evet.” Salvatore’un burnundan
soluduğunu duyabiliyordu. Öfke o kadar ani bir şekilde yayılmıştı ki Claudia
onu sakinleştirmesi gerektiğini hissetti. Gülümsemeye çalışırken, “Kızma,” diye
mırıldandı. “Söz veriyorum bir sonraki sefer sadece bağıracağım.”
Salvatore gülmedi hatta bakışları sertleşmişti. “Bu
komik değil ve bir sonraki sefer diye bir şey olmayacak.” Çantadan gerekli
malzemeleri çıkarıp onu dikmeye hazırlanırken, “Bir daha böyle
davranmayacaksın,” diye uyardı.
“Böyle derken, hayatta kalmaya çalışmamı mı kast
ediyorsun?”
Cevap vermedi sessizlik herhangi bir tartışmadan daha
korkutucuydu ama Claudia konuşamadı çünkü Salvatore kolundaki ve elindeki derin
sıyrıklara dikiş atmaya başlamıştı. Öncesinde ona bir ağrı kesici iğne vuracak
kadar nazik olsa da acı nefesini keserken sessiz kalmaya çalışmanın en iyisi
olacağını biliyordu. Aldığı her keskin nefes Salvatore’u daha fazla
öfkelendiriyordu. İşi nihayet bitirdiğinde ellerini yıkamak için banyoya gitti.
Döndüğünde ellerini beline koyarak onu seyretti.
“Hayatta kalmaya çalışmana gerek olmamalıydı, Claudia.
Güvende olmak için tek yapman gereken burada kalmaktı. Aile toplantılarına
katılıp, güç gösterisi yapıp, onlarca kameranın önünde konuşup, baskınlarda
kahramanlığa soyunup, kendini açık hedef haline getirirsen seni nasıl
koruyabilirim?”
Claudia’nın gözlerinde bir kıvılcım parladı. Bunu bir
tartışmaya dönüştürmek istemiyordu ama birkaç ay öncesinde başladıkları yere de
dönmeye niyeti yoktu.
“Bunu kabul etmiyorum,” derken ayağa kalktı. “Senin
dünyanda olmak istiyorum, uzaktan izlemek değil.” Karşısına dikilirken Bayan
Gambino maskesini takındı. “Yatağında huzur içinde ölecek bir adamla evli
değilim, Salvatore. Benden de bunu bekleme.”
Salvatore’un nefesindeki değişimi hissetti. Eli yüzüne
uzandı ve parmakları yanağını şefkatle kavradı. Claudia kısa bir an o
dokunuşuna karşı gözlerini kapatıp teslim oldu.
“Claudia,” diye fısıldadığında gözlerini yavaşça
araladı. Artık o kadar öfkeli görünmüyordu ama yine de yüzünde bir yumuşama
yoktu. “Buraya bir melek olarak geldin ve şimdi karşımda cehennemin ortağı gibi
dikiliyorsun. Seni uzaklaştırmam gerektiğini biliyorum ama ben önünde diz
çökmek istiyorum.”
Söyledikleri kulağa iyi bir şey gibi gelmese de
Claudia öyle olduğunu biliyordu. Salvatore zaten ona açıkça çık ve savaş
demezdi.
“Önümde diz çökmeni istemiyorum, sadece yanında olmak
istiyorum.” Muzipçe gülümserken, “Diz çökmek istiyorsan bunu yapabileceğin
başka sebeplerin var,” dedi.
Salvatore’un kaşları hafifçe havalandı. “Aklıma geleni
yapmak için çok mu yaralısın?”
Claudia ondan bahsetse de sanki öyle değilmiş gibi
hafifçe omzuna vurdu. “Salvatore Gambino! Bahsettiğim o değildi.” Ellerini
ondan çekerek bir adım uzaklaştı. “Hala diz çöküp evlenme teklif etmeni ve
mihrapta yemin etmeni bekliyorum.”
Uzanıp elini tuttu ve parmağındaki yüzüğe dokundu.
“Yüzüğümü takıyorsun.”
Claudia omuzlarını silkti. “Seviştikten sonra
parmağıma taktın ve birkaç süslü kelime söyledin. Bu bir teklif değildi.”
Bir adım daha yaklaşırken bedeni önünde yükseldi.
Elleri belini kavradı ve onu kendine çekti. Hareketleri yavaş, kontrollü ama
bir şekilde daha derin hissettiriyordu. “Sana istediğin her şeyi vereceğim.”
Claudia bunun birden çok anlamı olduğunu anladığında
gülümsedi. “Çok yaralı değilim,” diye fısıldadı.
Salvatore gözlerini dudaklarından ayırmadan, “Ne?”
dedi.
“Diz çökmen için yeterince yaralı sayılmam.”
✞✞✞
Gülümsemesini bastırdığını görmek hayatında gördüğü en
seksi şeydi. Salvatore sıkça mimik yapan bir adam değildi ama onunla yalnızken
bütün kalkanlarını indiriyordu. Başını ona doğru eğdiğinde nefesi dudaklarını
okşadı. Onu ruhuna acıkmış gibi öperken Claudia nefessiz kaldı. Karşılık
verirken sağlam kolunu boynuna sarıp destek aldı. Eğer böylesine ateşli bir an
olmasa onu bu kadar çok özlediği için ağlayabilirdi.
Uzun dakikalar boyunca onları nefessiz bırakan
öpüşmeleri son bulduğunda, kestiği gömleğin kalan parçasını nazikçe çıkardı.
Eteğini ve çoraplarını ve onları tutan jartiyerleri çıkarırken o kadar nazik
değildi. Salvatore önünde diz çökmüş onu soyarken sağlam koluyla ona tutundu.
Başını hafifçe kaldırıp burnunu dantel çamaşırın ardında gizlenmiş kadınlığına
gömdü. Claudia neredeyse dengesini kaybedecekken tek eliyle saçını kavradı.
Salvatore’un elleri iki yandan bacaklarını kavramıştı
dokunuşu daha yukarı çamaşırının kenarlarına kaydı. İki yandan tuttuğu nazik
kumaşı gürültülü bir sesle parçaladı. Claudia ağzından çıkan şaşkınlık
mırıltısını tutamamıştı.
“Salva!” diye inledi.
Salvatore’un dudakları kadınlığının dudaklarını buldu.
Onu içine doğru çekti. Dili kendini hissettirerek klitorisinin üzerinde dans
etti, yavaşça aşağıya indi ve tekrar yukarı çıktı. Claudia bir ateş gibi
zahmetsizce yanıyordu. Yaz güneşinin altındaki bir dondurma gibi eriyordu ve
Salvatore son damlasına kadar onu yalayarak bedenini açtı, gerdi… Sadece
dilinin ve dudaklarının yaptığı bu şey dayanmasını güçleştiriyordu. Kalçasını
onun yüzüne doğru itiyor rahatlamanın ilk kıvılcımlarını arıyordu.
Claudia tam o kıvılcımlarla tutuşup yanmaya
hazırlanırken durdu. Çenesinden akan sıvılarla ona baktı. “O kadar kolay değil,
yavrum.”
Hayal kırıklığıyla inledi. “Bana eziyet etme,
dikişlerim yeni.”
Salvatore’un dudakları hafifçe kıvrıldı. Ayakları
üzerinde doğruldu. “Şanslısın.”
“Ne-den?”
Onu yatağa doğru ilerletirken, “Bu yüzden sana nazik
davranacağım,” dedi.
Nazikçe yatağa yatmasına yardımcı olduktan sonra
pantolonunu, gömleğini çıkarıp tamamen soyundu bu kısa zaman diliminde gözleri
bir saniye olsun çıplak vücudundan ayrılmamıştı. Yatağa çıkıp üzerine doğru
uzanırken eli belini kavradı, diğer elinin parmakları yavaşça göğüslerinde,
kaburga kemiklerinde, karnında ve kadınlığını es geçerek uyluklarında gezindi.
Onun bedeninin sıcak sertliğine karşılık kendi bedeni daha yumuşak, daha
soğuktu. Dudakları buluşurken Salvatore’un gözlerindeki bakış kontrolü
kaybettiğini gösteriyordu.
Claudia içtenlikle, “Seni özledim,” dedi.
Salvatore’un nefesi ağırlaştı. “Niyetim seni bu kadar
çabuk yatağa atmak değildi.”
Kıkırdarken sağlam koluyla boynuna sarıldı. “Öyle mi?
Niyetin neydi?”
“Seni önce duvara yaslamayı planlıyordum.”
Gözlerinde yeni alevlenen ateşle birbirlerine bakarken
Salvatore onu incitmemek için kollarının kuvvetiyle bedenini havada tuttu. Bacaklarını
bacaklarıyla araladı ve yavaşça içine yerleşirken Claudia’nın keskin solukları inlemeye
dönüştü. Onun içindeki doyuma muhtaç o noktayı ele geçirmişti. Gözlerini bir
saniye olsun gözlerinden ayırmıyor Claudia’nın yüzündeki her noktayı inceliyordu.
“Hiçbir şey bundan daha güzel hissettiremez,” diye
fısıldadığında Salvatore çapkınca gülümsedi. İçindeki hareketleri çok derindi.
“Sevişmeyi mi kast ediyorsun, yavrum?”
“Hepsi. Her şey.” Durdu ve dudaklarını ısırdı. “Kollarında
olmak, öpülmek, okşanmak, baştan çıkarılmak…” Kaslarını gererek Salvatore’u
sıkıştırdı ve adamın dudaklarından dökülen hırıltının keyfini çıkardı. “Senin
kadının olmak…”
Salvatore zorla nefes alıyormuş gibi göğsü titredi. “Tehlikeli
şeyler söylüyorsun. Nazik olmaya çalışırıyorum.”
Claudia başını iki yana salladı. “Olma.”
Onu öptü. Claudia bu öpücüğü derinleştirip Salvatore’a
teslim olurken hareketleri daha sertleşti. İçindeki kasılmalarını hissediyordu
ve Claudia’da o noktaya bir kez daha yakındı.
“Durma, Salva. Daha… Daha fazlasına ihtiyacım var.”
Salvatore hırıltıya benzeyen bir ses çıkardı. Claudia’nın
bedeni içine çekmek için daralırken gözlerini kapatarak inledi. “Tanrım! Ben… Ah!”
Salvatore neredeyse son anda içinden hızla çıktı ve
sıcak sıvısı bacaklarında birkaç noktaya isabet etti.
Claudia hala titrerken Salvatore soluk soluğa, “Beni
öldürüyorsun,” dedi. Yanına devrilip onu kolları arasına aldığında Claudia iç
çekerek ona sokuldu.
Yorgunlukla gözlerini kapattı Salvatore’un
bakışlarının üzerinde olduğunu hissediyordu. Gözlerini açtığında çatık
kaşlarıyla karşılaştı.
“Ne oldu?”
“Sana bir şey olursa yaşayamam. Ben... Hayatıma devam
edemem.”
Claudia ciddileşirken, “Neden böyle söylüyorsun?” diye
sordu. “İkimiz de buradayız.”
“Anlamıyorsun,” derken sesi sertti. “Bu hayatımın
tehlikede olması ya da diğer türlü felaketler gibi değil. Korkuyorum.”
Uzanıp göğsünü öptü. “Bir şeytan neden korkabilir ki?”
Salvatore’un eli çenesine uzandı. “Seni kaybetmekten.”

Bu kadar yoğun bu kadar güzel bir duygunun varlığını sorgulattığın için teşekkürler yazarcim 🖤🖤
YanıtlaSilEllerine emeğine yüreğine sağlık yazarım
YanıtlaSilBölüm çok güzeldi.
YanıtlaSilArtık kitap olsunnnnn
YanıtlaSil🤩🤩🤩🤩🤩🤩♥️
YanıtlaSil🌟🌟🌟🌟🌟🌟
YanıtlaSilVay bir şeytan ın bile korkacağı şeyler oluyormuş
YanıtlaSilSon bölümüydü
YanıtlaSilAlev alev bir bölümdü emeğinize sağlık
YanıtlaSil👏👏👏👏
YanıtlaSilYeni bölüm ne zaman gelirr??
YanıtlaSilBuradaki okuyucuları unutmayın lütfen 🥺 😊
YanıtlaSilLütfen yeni bölüm
YanıtlaSilYeni bölümmmm
YanıtlaSilYeni bölüm atma süresi çok uzun okuyucu konudan kopuyor
YanıtlaSil