DOKTOR - OTUZ YEDİNCİ BÖLÜM
OTUZ YEDİNCİ BÖLÜM
O güç ve onurla
giyinmiştir.
Proverbs 31:25
Vincenzo, Tommaso, Nicolo ve Carlo malikâneye
gelmişti. Bu ziyaretin amacı Salvatore’u kurtarmak için güçleri birleştirmek
olarak gösterilse de asıl amacı Vincenzo’yu çaresiz bir durumda olduklarına
inandırmaktı. Tommaso, Salvatore’un dosyasını daha karamsar bir şekilde ele
alırken yeni avukat olan Carlo her şeyi dikkatle dinlemekle yetinmişti. Claudia
hava almak istediğini söyleyerek bahçeye çıktığında güneşin yerini kara bulutların
aldığını fark etti. Hırkasına sarınıp bahçeye doğru yavaşça ilerlerken
arkasından adım sesleri duydu.
“Claudia.”
Arkasını döndü. Carlo birkaç adım ötede duruyordu.
Carlo aralarındaki mesafeyi kat ederek ona yaklaştı. “Basın açıklamanı gördüm.”
Kaşları havalandı. “Etkileyiciydi.”
“Teşekkür ederim, işe yaramasını umuyorum.”
Onun tepkilerini dikkatle izliyordu. İçinde bir his
vardı ama ne olduğundan emin değildi. Carlo’nun dudak kenarı hafif bir
gülümsemeyle kıvrıldı. “Onlara bir hikâye verdin. İnsanlar hikâyeleri sever.”
“Hikâye mi?”
Ellerini ceplerine soktu, mahcup görünüyordu. “Senin
gibi bir kızın onun gibi bir adama duyduğu aşk trajik, Claudia ve insanlar
böyle trajedileri sever.”
Claudia’nın bakışları hafifçe sertleşti. “Ben
ilişkimizde trajik bir şey göremiyorum.”
“Öyle mi?” Gözleri üzerinde gezindi. “Genç bir kadın,
güçlü ama karanlık bir adam...” Bakışları yüzüne sabitlendi. “Bu hikâyenin sonu
genelde iyi bitmez.”
Rüzgârın sesi uğultu gibi yükselirken beraberinde
kurumuş yaprakları sürükledi. Claudia üşüdüğünü hissederek hırkasına daha sıkı
sarıldı. “Bu dünyada güzel bir şey olacağına inanmıyor musun? Kendi aşk şansını
kaybettiğin için üzgünüm Carlo ama ben aşk konusunda o kadar umutsuz
hissetmiyorum.”
“Elizabeth’i kaybetmedim, Claudia. Yeterince iyi bir
adam olmadığım için onu bıraktım. İyi olduğu için sevdiğim bir kalbin yanımda
nasıl kararacağını görmek istemedim.” Uzun süre sessiz kaldıktan sonra hafifçe
güldü. “Seni sevebilirdim. Biliyor musun?”
Claudia’nın kaşları çatıldı. “Manastırdan çıkmış, iyi
kalpli, uslu genç bir kız erdemli kişiliğine uygun mu olurdu?”
“Evet,” diye itiraf etti. “Dünyaya iyi bir yerden
bakabileceğini düşündüm. Hatta senin için üzüldüm. Kendimi sana layık
görmedim.” Ellerini saçlarının arasından geçirip kusursuz şeklini bozdu.
“Üzgünüm Carlo ama Salvatore’u çok daha önce seçtim.
Kalbimi dinledim ve pişman değilim.”
Carlo başını iki yana salladı. “Kandırıldığını
düşünüyorum. Seni etkileyebilecek kadar olgun ve güçlü bir adam ve sen genç,
kimsesiz bir kızsın. Manipüle ediliyorsun.”
“Gerçekten bu hikâye için kafa mı yordun? Çok
yanılıyorsun.”
Ellerini teslim olur gibi havaya kaldırdı. “Seni
uyarmaya çalışıyorum.”
Claudia kaşlarını çattı. “Beni ne için uyarıyorsun?”
Söyleyip söylememek arasında kalmış gibi bakışlarını
kaçırdı. Gözleri gökyüzünde dolandı. “Salvatore Gambino’ya karşı.” Ona doğru
bir adım daha yaklaştı ama tehlikeli hissettirmiyordu bu yüzden Claudia geri
çekilmedi.
“Bunun gibi trajedilerin üç sonu olur. Ya hayatın
boyunca onun hapisten çıkmasını beklersin, ya öldürülmesinin ardından yas
tutarsın ya da en kötüsü onun yüzünden ölebilirsin.”
Claudia’nın kalbi sıkıştı. “Bunları yaşamanı
istemiyorum.”
“Düşündüğün şey iyiliğim mi?”
Kısa bir duraksama ardından, “Kulağa öyle gelmediğinin
farkındayım,” dedi. “Ama senin iyiliğin için gerçekleri konuşmam gerekiyordu ve
gerçekler genelde hoş değildir.”
Claudia başını dik tuttu ve aralarındaki kısacık
mesafeyi bir adımla kapatıp karşısına dikildi. “Hoş şeyler aramıyorum,” derken
sesinin kararlı çıkması için çaba göstermesi gerekmemişti. “Doğru seçimi
yaptığımı biliyorum. Sonucu ne olursa olsun… Salvatore için cehennem ateşlerine
yürürüm.”
Carlo başını hafifçe eğdi. Kabullenmiş ya da yenilmiş
gibi görünüyordu. Ellerini ceplerine soktuğunda ona ilk gün karşılaştığı genç
adam gibi baktı. “Umarım pişman olmazsın.”
“Olmayacağım,” derken gözlerini ondan kaçırmadı.
Carlo arkasını dönüp yürürken Claudia seslendi.
“Carlo?”
Carlo ona doğru hafifçe döndü. “Bu senin de mirasın.
Bu hayat, tüm bu trajedi.”
“İstemediğim ve gurur duymadığım bir miras,” dedikten
sonra hızla uzaklaştı.
✞✞✞
Claudia uykusundan aniden uyandı. Salvatore odada
değilken asla derin uyuyamıyordu. Bakışları önce pencere önündeki boş koltuğa
kaydı daha sonra alt kattan gelen boğuk seslere kulak kesildi. Onu uyandıran
şey alçak sesli sayılan bir tartışmaydı. Yatağın kenarına oturdu. Nicolo’nun
daha baskın sesini duyuyordu. Lorenzo’nun sesi daha alçak ve kontrollüydü.
Üzerine sabahlığını giyip kapıyı açtı. Koridordan sesleri daha net duyuyordu.
Merdivenlerin başına geldiğinde kapının önünde iki adamı konuşurken gördü.
İkisi de gergindi.
“Neler oluyor?”
İkisi de aynı anda başını kaldırıp ona baktı.
“Claudia… Önemli bir şey değil, uyumaya devam
edebilirsin.”
Claudia olduğu yerde durdu. “Ne olduğunu sordum.”
Kısa bir sessizliğin ardından Lorenzo başını hafifçe
eğip açıklama işini Nicolo’ya bıraktı. Nicolo derin bir nefes alarak, “Depolardan
birine baskın yapıldı.”
Claudia’nın kalbi hızlandı. Bir iz mi bulmuşlardı?
Salvatore’u sonsuza dek içeride tutacak bir şeyler… Telaşla, “Ne deposu?” diye
sordu.
“Sağlık ekipmanları… Salvatore’un hastanelere
gönderdiği malzemelerin tutulduğu yer.”
Claudia birkaç basamak indi. “Orada… Başka bir şey var
mı?”
Nicolo başını iki yana salladı. “Bilmiyorum.” Sesi
sertleşti. “Ve şu an bunu öğrenmem gerekiyor.”
Salvatore işleri konusunda bireyseldi. Bunu biliyordu.
Kararları kendi alır ve uygulardı bu yüzden onun içeride olması herkesi çaresiz
bırakıyordu. Kapıya yöneldikleri sırada Claudia, “Bekleyin,” dedi. “Bende
geliyorum.”
İkisi de durdu. Nicolo, “Hayır,” dedi. “Bu işi
hallederiz.”
“Bu benim de işim.”
Nicolo küfür eder gibi nefes verdi. “Üzerine bir
şeyler giy. Yengemi sabahlıkla polis baskına götürmeyeceğim.”
Claudia neredeyse gülümsedi ve hızla üzerini
değiştirip arabaya bindi.
✞✞✞
Gecenin en karanlık saati seçilmişti. Claudia
gökyüzünde bir tane yıldız göremiyordu. Bütün şehir uyuyordu. Camdan dışarı bakarken
aklı olasılıklar ve ihtimallerle doluydu.
Nicolo’ya bakmadan, “Depoda başka bir şey olabilir
mi?” diye sordu.
Nicolo yanında oturuyordu. “Emin değilim.”
Claudia başını çevirip ona baktı. “Bu Salvatore’un
verdiği yanlış adreslerden biri olabilir mi?”
Nicolo’nun kaşları sıkıntıyla kasıldı. “Bana bundan
bahsetmedi.”
Depoya yaklaştıklarında mavi ve kırmızı ışıklar
karanlık geceyi rahatsız edici bir şekilde aydınlatıyorlardı. Polis arabaları,
şeritler, hareketlilik… Vincenzo, Carlo ve Tommaso onlardan önce gelmişti.
Araba durduğunda Claudia beklemeden indi. Herkesin
bakışlarını üzerinde hissediyordu ama umursamadı. Teğmen O’Malley yüzünde bir
gülümsemeyle onlara yaklaşırken, “Güzel,” dedi. “Tam kadro gelmişsiniz.”
Tommaso, “Arama belgelerini görmek istiyorum,” diye
çıkıştı.
O’Malley elindeki kâğıtları alaycı bir tavırla uzattı.
“Tabii ki.”
Carlo, Tommaso ile birlikte belgelere bakmak için
yaklaştı. Vincenzo birkaç adım geride huzursuzdu, bakışları durumdan rahatsız
olduğunu belli edercesine sürekli hareket ediyordu. Nicolo ise sessizce herkesi
inceliyordu aynı Claudia’nın yaptığı gibi…
Tommaso belgelerin doğruluğuna kanaat getirerek
aramaya onay vermek zorunda kaldığında polisler içeri girdi. Carlo ve Vincenzo
bir köşede konuşurlarken Claudia, Tommaso’ya yaklaştı. “Bu Vincenzo’ya atılan
bir yem mi?”
Tommaso gözlerini ondan ayırmadan, “Hayır,” diye
fısıldadı. “Bu değil.”
O’Malley ekiplere talimatlar yağdırırken, kasalar,
kutular birer birer açılıyor her yer titizlikle aranıyordu. O’Malley’in yüzünde
derin bir memnuniyet vardı. Burada bir şeyler bulacağından emindi. Claudia olan
biteni izlerken garaj yolunda flaşlar patladı. Gazeteciler bir anda akın
etmişlerdi.
Claudia, Nicolo’ya baktı. “Sen mi çağırdın?”
Nicolo çatık kaşlarla, “Hayır,” dedi. “Bu sefer ben değilim.
Sonuçlarından emin olmadan gösteri yapmam.”
Claudia o kadar gergindi ki ne yapması gerektiğini
bilmiyordu. Derin bir nefes aldı. “Umarım bu depo temizdir.”
“Neden?” Nicolo anlamsız ama korku dolu bakışlarla ona
baktı.
Claudia derin bir nefes aldı. “Sonuçlardan emin
olmadan bir gösteri yapacağım.”
Nicolo’nun bir şey söylemesini beklemeden garaj yoluna
yaklaştı. Polisler sarı şeritlerle çevreledikleri alanı gazetecilerden
koruyorlardı. Yine de rahatça görüntü alabiliyorlardı. Onu duyacakları kadar yaklaştığında,
“Bu depo,” dedi. “Kocamın… Salvatore Gambino’nun hastanelere gönderdiği
ekipmanların tutulduğu yer.”
Gazetecilerin sorularını duymazdan gelerek konuşmaya
devam etti. Patlayan her flaş onu anlık olarak aydınlatıyordu. “Salvatore eski
bir doktor… Kendini hayat kurtarmaya adamış bir adam.” Flaşlar bir kez daha
patladı. “Buradaki her şey yardım amaçlıdır ve bu arama usulsüzdür. Sadece onu
karalamak için yönetilen bir operasyonun parçasıdır.”
O’Malley’in hemen arkasından yaklaştığını duydu.
Gazeteciler ona dönmüştü ve adını söylemeye başlamışlardı. O’Malley
üniformasının içinde gerinirken, “Aldığımız bir ihbarı değerlendirmek için
buradayız. Burada çok sayıda uyuşturucu madde veya silah bulmayı umuyoruz.
Salvatore Gambino uyuşturucu kaçakçılığı şüphesiyle hapiste ve yakında.-”
Claudia adamın sözünü kesmek için ona doğru döndü.
“Bunlar iftira Teğmen ve siz hiçbir şey bulamayacaksınız.”
“Masum bir yüzünüz var Bayan Gambino ama bu benim gibi
insanları kandırmak için yeterli değil.”
“Niyetim kimseyi kandırmak değil, gerçekleri açığa
çıkarmak.”
O’Malley’in dudakları alayla büzüldü. “Gerçek mi?
Gerçekler mahkeme salonunda açığa çıkar.”
Claudia cesur bir adım atarak yaklaştı. “Öyleyse neden
buradasınız?” Gazeteciler her şeyi dinliyor, flaşlar birbiri ardına patlıyordu.
“Yanlış bir ihbarın peşindesiniz.”
“Bunu birazdan göreceğiz.” Arkasını dönüp tekrar
depoya yürürken, “Daha hızlı olun!” diye bağırdı.
Kapıların açılma sesi, metal kasaların sürtünmesi,
kutuların devrilmesi… Dakikalar uzadı. Sonra bir saat geride kaldı. Gazeteciler
hala sonucu bekliyordu ve O’Malley artık keyifli değil sabırsızdı.
İçeriden çıkan bir polis başını önüne eğdi. “Temiz
efendim.”
O’Malley başını iki yana salladı. “İmkânsız! Aramaya
devam edin.”
“Her şey kayıtlı. Cihazlar temiz, seri numaraları var
ve bağış belgeleri eksiksiz görünüyor. İlaçlar, ameliyat malzemeleri ve hastane
ekipmanları dışında bir şey yok.”
Sessizlik sürerken Nicolo’nun yüzüne keyifli bir
gülümseme yayıldı. Claudia ise gururluydu. Gazetecilerin flaşları bir kez daha
hızlandı. Claudia adama yaklaşırken, “Size söylemiştim,” dedi.
Gazetecilerin fısıltısını duyuyordu.
“Yanlış baskın.”
“Karalama.”
O’Malley başını kaldırdı. “Bu daha bitmedi,” derken
dişlerinin arasından tısladı.
Claudia peşinde Nicolo ile birlikte yürürken herkesin
duyması için sesini yükseltti. “Mahkemede görüşürüz.”
Nicolo arabada yanına yerleşirken, “Spontane
gösteriler konusunda iyisin,” dedi.
“Sence kim yaptı?”
Nicolo omuzlarını silkti. “Yakında öğreneceğiz.”
✞✞✞
Mahkeme günü Claudia hiç olmadığı kadar gergin
hissediyordu. Mahkeme salonu doluydu. Ona eşlik eden Nicolo, Valeria ve
Lorenzo’nun dışında Vincenzo başta olmak üzere diğer aile üyeleri ve Carlo
sandalyelerde oturuyorlardı. Diğer sandalyeler gazeteciler tarafından işgal
edilmişti. Basına açık olacak duruşma ona gladyatör dövüşlerini anımsatıyordu.
Claudia en ön sıradaydı gözleri birazdan Salvatore’un oturacağı boş
sandalyedeydi. Her harekette, fısıltıda, uğultuda başı kapıya dönüyordu.
Tommaso ise sakince dosyaları düzenliyordu.
Yanında oturan Nicolo ona bakarak, “Sakin ol,” diye
fısıldadı.
Claudia başıyla onu onayladı ama bunu yapamıyordu.
Jüri üyeleri yerlerine yerleşti, içeri giren başka bir adam onu huzursuz etti.
Takım elbisesi içinde, olgun ve güçlü görünüyordu.
Nicolo, “Bu Oliver Brown,” dedi.
Salvatore’u suçlayan savcı… Ondan hoşlanmamıştı. Tam o
anda kapı açıldı ve İki gardiyanın eşliğinde Salvatore içeri girdi. Elleri
kelepçeliydi azılı bir suçlu gibi görünmesi beklenmişti ama öyle görünmüyordu.
Başı dikti, ifadesi kontrollüydü, üzerine tam oturan özel dikim takım elbisesi
içindeydi, kusursuz görünüyordu. Flaşlar patlarken bir suçludan çok bir film
yıldızına benziyordu. Salvatore’un bakışları tek seferde hızlıca onunkileri
bulduğunda Claudia hızlanan nabzına engel olamadı. Gardiyanlar onu yerine
oturturken, kelepçelerini çözdüler. Metal sesi Claudia’nın kulaklarında
yankılandı. Tommaso ona doğru eğilip bir şeyler fısıldarken Salvatore sadece
karşıya bakıyordu.
Hâkim içeri girdiğinde herkes ayağa kalktı. Duruşma
başlamıştı…
İlk söz suçlama makamınındı. Savcı Oliver Brown ayağa
kalktı. Soğuk bir sesle, “Sayın hâkim,” dedi. “Söz konusu kişi, uzun süredir
organize suç faaliyetlerinin merkezinde yer almaktadır.”
Cümleleri ardı ardına sıralarken Claudia’nın beyninin
içinde yankısı sürüyordu.
Uyuşturucu...
Silah… Mafya…
Savcının uzun suçlamaları sıralaması bittiğinde
savunmaya söz hakkı verildi. Tommaso ayağa kalkarak gözlüğünü düzeltti.
“Savcılık pek çok iddia sundu ama kanıt sunmadı.”
Elini büyük bir öz güvenle önündeki kalın dosyanın
üzerine koydu. “Sayın jürilere ve size kanıt niteliğindeki belgeler
sunulmuştur.” Hâkim onu dinlerken jüriler önlerindeki belgeleri karıştırmaya
başladı. “Geçtiğimiz günlerde müvekkilimin taşınmazına yapılan baskında hiçbir
suç unsuruna rastlanmadığı gibi pek çok ilaç, hastane ekipmanı bulunmuştur.
Müvekkilim Salvatore Gambino eski bir doktor olarak saygın bir iş adamı ve
hayırseverdir.”
Sessizliğin ardından fısıldaşmalar salonu doldurdu.
Hâkim, “Sessizlik,” diye bağırdığında uğultu yavaşça kesildi.
Savcı bir kez daha ayağa kalktı. “Savunma makamı Bay
Gambino’yu bir hayırsever olarak sunuyor ama biz burada bağışları değil suçları
konuşuyoruz. Bay Gambino doktor ve hayırsever kimliği ardında organize suç
örgütü lideridir.”
Oliver Brown konuşmasına devam etti. “Bir kişinin
hastanelere bağış yapıyor olması ellerini kirletmediği anlamına gelmez. Nitekim
Bay Gambino’nun bu bağışları kirli faaliyetlerini örtbas etmek için
kullandığına eminiz.”
Tommaso hızla ayağa kalktı. “İtiraz ediyorum.” Sesi
sakin ama keskindi. “Savcı varsayımlar üzerine konuşuyor.”
Hâkimin bakışları Brown’a döndü. “Savcı, elinizde
somut bir kanıt var mı?”
Brown kendinden emin bir tavırla, “Var,” dedi. Bu tek
kelime salonda yankılanırken Claudia’nın kalbi tekledi ve bakışları hızla
Tommaso ile Salvatore’un olduğu noktaya kilitlendi.
“Bu dava yalnızca belgelerle değil, tanık beyanlarıyla
desteklenmektedir.”
Tommaso, “Sayın hâkim,” dedi. “Savcılık sürekli tanığı
olduğunu iddia ediyor ama bu tanığın kim olduğunu açıklamayı reddediyor.”
Brown anında karşılık verdi. “Güvenlik gerekçesiyle
tanığımızı gizli tutuyoruz, çünkü hayatından endişe etmek için geçerli
sebeplere sahibiz.”
Tommaso, “Güvenlik gerekçesiyle mi?” diye tekrarladı.
“Yoksa güvenilirlik eksikliği nedeniyle mi?”
Salonda kısa bir uğultu yükseldi. Claudia parmaklarını
kasmaktan ellerinde uyuşma hissetmeye başlamıştı.
Hâkim tokmağını vurdu. “Yeter!” Bakışları iki taraf
arasında gezindi. “Burası bir mahkeme bir tartışma salonu değil.” Kısa bir
duraksamanın ardından, “Savcı, tanıdığınızı çağırın,” dedi.
Claudia artık nefes alamıyordu. Bu tanık kimdi ve asıl
önemli olan ne biliyordu? Savcı bir baş işareti yaptı ve kapı açıldı. Topuklu
bir ayakkabıdan ve zarif bir vücuttan çıkan ayak sesleri herkesi o yöne
döndürdü. Claudia başını çevirdiğinde tanıdık bir yüz görmüştü ama bir hayalet
görmüş kadar şaşkındı. Buna tek şaşıran o değildi. Nicolo ve Valeria’nın keskin
nefes sesini duydu. Salvatore’un eski karısı Jane Weaver…
✞✞✞
Jane ağır adımlarla tanık kürsüsüne yürüdü. Başını dik
tutuyordu ama gözlerinde saklayamadığı bir kırılganlık vardı. Yemin etti ve
oturdu. Savcı Oliver Brown salonun ortasına doğru yürüyüp tanık kürsüsüne
yaklaştı.
“Adınızı ve mesleğinizi belirtir misiniz?”
“Jane Weaver.” Kısa bir duraksama ardından,
“Doktorum,” dedi.
Gazetecilerin fısıldaşmalarını duyuyordu birkaç cılız
flaş patladı.
Brown başını salladı. “Sanık Salvatore Gambino’yu ne
zamandır tanıyorsunuz?”
Jane’in bakışları Salvatore’a kaydı. “Yıllardır ama bu
isimle değil.”
Brown devam etti. “Onu hangi isimle tanıyordunuz?”
Jane’in dudakları yumuşakça aralandı. “David Moon.”
Savcının yüzünde keyifli bir ifade oluşmuştu ama bunu
hızla maskeledi. “Gerçek kimliğini ne zaman öğrendiniz?”
Jane uzun bir süre duraksadı. Gözleri kısa bir
anlığına Salvatore’un oturduğu yere kaydı. Bakışlarını çektiğinde, “Çok geç,”
diye yanıtladı.
Claudia yutkunamıyordu, boğazındaki kuruluk nefes
almasını zorlaştırıyordu. Jane intikam isterse şu anda alabilirdi. Söyleyeceği
her şey Salvatore’u örgüt lideri olarak damgalamaya yeterdi.
Savcı düşüncelerini sorusuyla böldü. “Eskiden
evliydiniz öyle değil mi?”
Jane başını salladı. “Evet.”
Gazetecilerin şaşkın fısıltılarını duyabiliyordu.
Salvatore Gambino’nun eski karısının birkaç fotoğrafını daha çektiler, flaşlar
artık gözlerini acıtıyordu.
Jane devam etmeden önce yutkundu titreyen nefesini
herkes duydu. Acılı, korkak ve kandırılmış bir kadın gibi görünüyordu. “Bir
oğlumuz vardı. Peter…” İsmi söylerken sesi kesildi. Kendini toparlamak için
derin bir soluk aldı.
Ağlamak üzere gibi görünüyordu bu noktada sözü Savcı Brown
aldı. “Oğlunuza ne oldu?”
Jane gözlerini bomboş bir noktaya sabitledi ve
konuşmaya başladı. “Ben eski kocam David ile yani Salvatore Gambino ile
evlendiğimde onun sıradan bir doktor olduğunu düşünerek evlendim.”
“Yani kandırıldınız?”
Yavaşça onayladı. “Evet, kandırıldım. Başka öyleydi,
oğlumuz doğdu ve ben birlikte çalıştığımız hastaneden uzaklaştım. David hep çok
çalışıyor eve çok az geliyordu. Zamanla eve neredeyse hiç gelmemeye başladı. Aslında
söylediği kişi olmadığını ve kirli işlere bulaştığını öğrendim.” Savcı bu sefer
onu kesmedi. “Kocam İtalyan mafyası için çalışıyormuş. Çalıştığını söylediği
bütün o gecelerde onlara hizmet ediyormuş.”
Claudia, Salvatore’a baktığında tepkisiz bir şekilde
onu dinlediğini gördü. Şaşkın mıydı? Kızgın mı? Bunu anlayamıyordu. Yüzü hiçbir
duyguyu açığa çıkarmayacak bir karanlıkla gölgelenmişti.
“Bir gece… Evimize saldırdılar. David’in ve ailesinin
düşmanları… Ama David evde değildi. Bütün ev kurşunlandı, camlar kırıldı ve o
sesler…” Neredeyse o anı yaşıyor gibiydi. “Bakıcımız oğlumuzun odasında kanlar
içindeydi. Oğlumuzu hayatta tutma içgüdüsü ile kurşun yağmurunun içinden
Peter’ı kucakladım. Evin arka çıkışından garaja ulaştım ve arabaya binip arkama
bakmadım. Peter’ı panikle arka koltuğa oturtmuştum ve arabayı hızlı
kullanıyordum.”
Aldığı derin nefes önündeki mikrofonda titredi.
“Takip ediliyorduk. Ne kadar hızlı gittiğimin
farkındaydım ama yavaşlamadım. Karşımızdan gelen bir araba bize çarptı.”
Tek gözünden damlayan yaşı eliyle nazikçe sildi.
“Peter öldüğünde yalnızca dört yaşındaydı.”
Savcı bir süre sessiz kaldı herkesin bu acıyı
sindirmesini bekliyordu ama Claudia bunu bir sahne şovuna dönüştürmeye
çalıştığını hissediyordu. Jüri üyelerinin kaşları çatıktı.
“Bunun sorumlusu kimdi, Bayan Weaver?”
Jane bir kez daha Salvatore’a baktı. Bu sefer
bakışları keskindi ve onları kaçırmadı. “Bu dünya…”
“Açık olun Bayan Weaver.”
Jane başını salladı. “Salvatore Gambino’nun kirli
dünyası…” Salonda yayılan fısıltı dalgası büyüdü ve hâkim bir kez daha
sessizlik istedi. Sessizliğin ardından Jane konuşmaya devam etti. “Sıradan bir
doktorun gece yarısı evine silahlı saldırı düzenlenmez, ailesine tuzak
kurulmaz.”
“Peki, eski kocanız David Moon yani Salvatore Gambino
size bir mafya lideri olduğunu itiraf etti mi?”
Jane onayladı. “Evet.” Bu itirafın yankısı bütün aile
üyelerine çarpmıştı. “Salvatore Gambino oğlumuzun ölümünden sonra kendini
suçladı ve bunun düşman aileleri tarafından yapılan bir uyarı olduğunu söyledi.
İntikam alacağını ve onu dünyasına alamayacağını da. Boşandık, doktorluğu
bıraktı ve bir anda iş adamına dönüştü.”
Claudia şimdi ne olacağını merak ediyordu. Salvatore
bizzat eski karısı tarafından mafya lideri olmakla suçlanıyordu. Herkes bunun
sıradan bir kara para aklama ya da şüpheli nakit akışları duruşması olmadığının
farkındaydı. Salvatore organize suç örgütü lideri olma şüphesiyle
yargılanıyordu.

Bu jane i Allah bildiği gibi yapsın emi ponçik Claudia benim kocasını kurtarmaya çalışırken birde eski karısıyla uğraşıyor ☹️
YanıtlaSilAh yazarım çok güzel bir yerde kaldı bayıldım
YanıtlaSilEllerine sağlık yazarım
Bölüm mükemmeldi teşekkürler.
YanıtlaSilAşkın hanımın kitaplarını seviyorum Ama bitmiş olanları okumayı daha fazla seviyorum beklemeyi sevmiyorum, gerçi hemen kitap oluyor,kitap olsada yinede yayınlasanız ufak değisikliklerle
YanıtlaSil