DOKTOR - OTUZ DOKUZUNCU BÖLÜM
OTUZ DOKUZUNCU
BÖLÜM
“Her hikmetli
kadın evini kurar.”
Özdeyişler 14:1
Claudia uyandığında oda yarı karanlıktı. Salvatore’un
kollarında art arda yaşadığı orgazmlar ve duygu fırtınaları bedenini yorgun
düşürmüştü. Teninde ve saçlarında Salvatore’un parfümü ile kendine has kokusunu
alıyordu. Yavaşça doğrulurken kasları hafifçe sızladı. Başını çevirdiğinde
yatağın boş olduğunu görmek kalbini sızlatsa da pencere kenarında olduğunu
görünce rahatladı. Koltuğunda rahatça oturuyordu. Üzerinde özensizce giydiği
gömleği ve pantolonu dışında bir şey yoktu. Kolları gevşekçe koltuğun
kenarlarından sarkmış, başını geriye yaslamıştı ama uyumuyordu.
Claudia yatağın kenarından sarkıp sabahlığını aldı
üzerine geçirirken gözlerini ondan ayırmadı. “Gittiğini sandım.”
Başını hafifçe çevirip ona döndü. “Gitmem gerekiyordu
ama seni yalnız bırakmak istemedim. Bugün değil.”
Ayağa kalkıp yatağın diğer ucuna yürüdü ve yatağın
köşesine onu rahatça görebileceği şekilde oturdu. “Bir doktor olduğun için
yaralı hastanı yalnız bırakmak istemedin mi?”
Alaycı yorumu karşısında kısa bir süre sessiz kaldı.
“Biliyorsun ki artık doktor değilim.”
Kolunu hafifçe hareket ettirdi. “Yine de işinde
iyisin.”
Onu duymazdan gelerek, “Daha kötüsü olabilirdi,” dedi.
Claudia bıkkın bir soluk verdi. “Bu senin içinde
geçerli Salvatore Gambino. Daha kötüsü olabilirdi. Suçlanabilirdin, yıllarca
içeride kalabilirdin. Seni sadece gözetim altında görmek zorunda kalabilirdim.”
Burnundan verdiği nefeslerle güldü. “Daha kötüsü ömrüm
o ceza için yeterli olmazdı ve içeride yaşlı bir adam olarak çürüyüp ölürdüm.”
“Komik olması gerekiyorsa, değil.”
“Her şey kontrolüm altında Claudia.”
Bu onu rahatlattı. Söylediği her şey bir şekilde
rahatlamasını sağlıyordu. Salvatore Gambino dünyayı durduracağını söylese ona
inanırdı. Onun söylediği her şeye inanır her koşulda ona güvenirdi. Bunun
aşktan başka bir şey olduğunu hissediyordu daha büyük bir şey…
Parmakları istemsizce sabahlığının kaygan kumaşına
dolandı. “Gizli tanığın Jane olduğunu biliyor muydun?”
Salvatore sehpaya uzanıp bir sigara alırken, “Evet,”
dedi. Çakmağın sesi odada yankılandı alevi kısa bir an yüzünü aydınlattı.
Dumanı içine çekti ve yavaşça dışarı verdi. Bu kokuyu seviyordu.
Claudia gözlerini ondan ayırmadan, “Onu konuşmaması
için tehdit mi ettin?” diye sordu.
Sigarasından bir nefes daha aldı. “Ona bir mesaj
ilettim ve konuşmamasını istedim ama hayır bu bir tehdit değildi. Tehdit
olsaydı o mahkemeye hiç çıkmazdı.”
Claudia anlayışla başını sallasa da, “Yaptığın şeyi
doğru bulmuyorum,” diye itiraf etti.
“Biliyorum ve sana katılıyorum.”
“Yine de yaptın.”
Başını hafifçe salladı. “Özgür kalmak zorundaydım.”
Ona kızamıyordu. Başka şansı olsa Jane’e onları
yaşatmayacağını biliyordu. “Sence Jane’i nasıl buldular?”
Salvatore gözlerini kısarak içine çektiği sigara
dumanını dışarı verdi. “Geçmişim bir sır değil ama birinin Jane’in ismini
özellikle verdiğinden eminim.”
Claudia kaşlarını çattı. “Yani sence hain Jane değil
mi?”
“Elbette değil. Jane o hastaneden çıktığında benimle
tüm iletişimini kesti. Bende eski hayatıma dair her şeyi arkada bıraktım. Jane depolarımdan,
işlerimden ve ne kadar önemli bir konumda olduğumdan tamamen habersizdi.”
Duraksadı ve başını eğerek yüzünü inceledi. “Mahkemede o şovu yapmasaydım,
tutuklu yargılanırdım.”
Claudia ürperdi. “Hain kim? Nicolo’nun söylediği gibi
amcan Vincenzo mu?”
Salvatore başını iki yana sallarken sehpadaki kristal
kül tablasına sigarasını söndürmek için uzandı. Elini ona doğru uzattığında
Claudia yavaşça yerinden kalkıp elini tuttu. Salvatore onu kendisine doğru
çekerek kucağına oturmasını sağlarken, “Her şey kontrolüm altında,” diye
fısıldadı.
“Yani hainin kim olduğunu biliyorsun.”
Boynundaki saçları nazikçe çekip onu öptü.
“Biliyorum.”
Onu uzaklaştırma niyeti olmasa da, “Salvatore,” diye
uyardı.
“Claudia… Her şey kontrolüm altında. Şimdi dikkatini
bana ver.”
Derin bir nefes alarak onayladı. Yakında bir şeyler
olacaktı ama Claudia tahmin yürütemiyordu. Salvatore haini bulduysa o çok değer
verdiği ailesi büyük bir darbe alacaktı.
✞✞✞
Yarı kapalı perdelerden içeri giren ışık keskin
çizgiler halinde çalışma masasının üzerine düşüyordu. Nicolo karşısına oturmuş
elindeki gazeteyi keyifle okuyordu.
“Bak şuna,” derken sayfayı çevirdi. “New Jersey’in
kurtarıcısı, halkın sesi… Neredeyse bir aziz olduğunu söyleyecekler.”
Salvatore onu dinlerken başını geriye doğru yasladı.
Başlığın altındaki fotoğrafa kısa bir bakış attı. “İnsanlar inanmak istedikleri
şeye inanır.”
Nicolo kaşlarını kaldırdı. “Ve sende onlara
istediklerini verdin.”
Salvatore’un dudağı belli belirsiz kıvrıldı. “Hikâyedeki
boşluğu doldurdum.”
Bir diğer gazeteyi açtı. “Savcı Brown suçlanıyor.
Anlaşılan bir önceki belediye başkanının yolsuzluklarına yardım etmiş. Bu senin
adaylığını güçlendiriyor. Yani bir sonraki başkan sensin.”
Salvatore bunu zaten biliyordu o yüzden şaşırmadı.
Nicolo gazeteleri kenara bırakırken, “İkimizde hainin eski karın olmadığını
biliyoruz. Onu ne zaman bulmayı planlıyorsun?”
Salvatore parmaklarını deri koltuğun kenarında yavaşça
gezdirdi. “Yakında.”
Nicolo başını iki yana salladı. “Neden bu kadar
rahatsın. Vincenzo’dan şüphe duyan bir tek ben miyim? Sen yokken capo olduğunu ilan etti.”
Salvatore cevap vermedi. Nicolo çatık kaşlarla ona
bakarken, “O mu?” diye sordu.
“Vincenzo değil. Gerçekten amcamızın o kadar akıllı
olduğunu düşünmen gururunu okşardı.”
“Emin misin?”
Salvatore sessiz kalınca Nicolo derin bir soluk alıp
ayağa kalktı. “Peki.” Kusursuz görünen saçlarını düzeltip ceketini çekiştirdi.
“Kim olduğu sürpriz olacaksa sen bilirsin. Umarım öğrenmem uzun sürmez.”
“Uzun sürmeyecek.”
Salvatore’da ayağa kalktı. Ceketini çıkarıp sandalyenin
arkasına asarken, “Seçimler hakkında konuşmalıyız,” dedi.
“Herkes senin tarafında, kazanmak için fazla çaba
harcamana gerek yok.”
Salvatore onu, “Şimdilik herkes benim tarafımda gibi
görünüyor,” diye düzeltti.
Masaya doğru yürüyüp birkaç dosyayı açtı. Haritalar,
isimler, notlar… Her şeyi düzenlemiş ve planlamıştı. “İstemediğimiz bir avantaj
kazandık ve bunu kullanacağız ama yine de dikkatli olmalıyız.”
Nicolo kollarını bağladı. “Ne yapmamı istiyorsun?”
Salvatore kardeşinin sonunda olgunlaşmasından dolayı
mutluydu. Başından beri hoppa genç adam olması konusunda bir adım atmamıştı
çünkü güvende olması diğer her şeyden önce gelmişti ama artık çevresinde
güvenebileceği birine ihtiyaç duyduğunu hissediyordu.
Salvatore ona bir dosya uzattı. “Önemli bağlantılar.
Eski belediye başkanına sadık olan insanlar. Onları bizim tarafımıza
çekmeliyiz.”
Nicolo dosyayı alırken gülümsedi. “Bunu severim.”
“Kilise, hastane, bağışlar ve diğer hayır işleri de
yönetilmeli.”
Nicolo omzunu silkti. “Bunu Claudia’dan iyi kimse yapamaz.”
“Onu karıştırmak istemiyorum.”
“Hatırlatmama izin ver ama sen hapisteyken kıçını
kurtarıyordu.”
Salvatore sıkıntıyla iç çekti. “Yeterince güvenli
olduğunda istediğini yapmasına izin vereceğim ama şimdi olmaz.” Başka bir dosya
buldu. “Carlo’da kampanya da yer alacak.”
Nicolo başını hızla ona çevirdi. “Carlo mu? Bu
akıllıca mı? Babası bir hain olabilir.”
Salvatore, “Vincenzo bir hain değil,” diye düzeltti.
Nicolo yüzüne uzun uzun baktı. “Carlo’ya gerçekten
güveniyor musun? Unutma ki düğün gününde müstakbel eşini çaldın.”
“Claudia bana aitti,” derken sesi sert çıktı. “Ve
Carlo ihtiyacım olan şeyi yapacak.”
✞✞✞
Seçim kampanyası tahmininden iyi geçmişti. Medya onu
bir kahraman olarak yansıtmış New Jersey istemeden bir suçludan bir aziz
yaratmıştı. Nicolo medya, rakipler ve yeni seçmenlerle ilgilenirken Valeria
kalabalık organizasyonlarını planlamıştı. Carlo hukuki meseleleri yürütmüş
Claudia ise sadece yanında durarak bile imajına katkı sağlamıştı. Tek yaptığı
yanında durmak olsa her şey daha kolay olabilirdi ama bununla yetinmemiş tüm
yardım faaliyetlerini bizzat üstlenmişti. Artık hayırsever, dindar Katolik ve
kültürlü imajları sayesinde herkes onlara bayılıyordu.
Seçimin ardından aile üyeleri malikânede toplanmış hep
birlikte başarılarına kadeh kaldırmışlardı. Televizyonun boğuk sesi arka planda
akıyor, kimse gerçekten dinlemiyordu. Işıklar kısılmış, kalabalık çoktan
dağılmıştı. Geriye sadece gerçek ailesi kalmıştı.
Salvatore deri koltukta oturuyordu, Claudia yanına
kıvrılmış ayaklarını altında toplamış, başını omzuna yaslamıştı. Nefesindeki
yavaşlamadan uyku ile uyanıklık arasında gidip geldiğini anlıyordu. Parmakları
parmaklarının arasındaydı ve Salvatore ona her fırsatta dokunmaktan büyük haz
duyuyordu.
Valeria pencerenin önündeydi. Camdan dışarıyı seyrederken
yaktığı sigarayı ağır ağır içiyordu. Nicolo kravatını çoktan çıkarmış,
gömleğinin düğmelerini açmış bir erkek çocuğu gibi koltuğa yayılmıştı. Elindeki
bilmem kaçıncı viski bardağını sallıyordu. Lorenzo’yu göremese de kapıya yakın
bir noktada hareketsizce oturduğunu biliyordu.
Başını hafifçe çevirip Valeria’ya baktı. Onunla
arasındaki mesafeyi sonunda kapatıyordu. Yıllar sonra ilk kez aynı odada aynı
sessizliğin içinde durabiliyorlardı. Bunca yıl bilerek onu kendinden uzak
tutmuştu ama artık düşmanlarını birer birer alt ediyordu. Tehlikeler ve
düşmanlar hiçbir zaman bitmeyecekti ama artık onları korumak daha kolay
olacaktı.
Claudia’nın başı omzunda biraz daha ağırlaştı. Gözleri
onun uzun kirpiklerini, dolgun dudaklarını, beyaz tenini süsleyen açık renk
çillerini izledi. Kısa bir an sadece onun güzelliğini düşünmek için kendine
izin verdi. Bir şeyi bu kadar sevmek Tanrı tarafından verilmiş bir ceza mıydı?
Evren onunla dalga geçiyor olmalıydı.
Tam o anda telefon sesi odanın içindeki sessizliği
bıçak gibi kesti. Claudia irkilerek yerinden sıçradı, Nicolo başını kaldırdı,
Valeria sigarasını yarıda söndürüp kapıya doğru döndü.
Salonun kapısından içeri Edoardo girdi. “Telefon,”
derken sesi her zamankinden daha heyecanlı geliyordu.
Salvatore acele etmeden ayağa kalktı. Evin girişindeki
telefona doğru yürüdü. Ahizeyi yavaşça kaldırdı. “Evet.”
Karşıdan gelen sesi dinlerken olabildiğince ifadesiz
kaldı.
“Anladım. Teşekkür ederim.”
Ahizeyi yerine bıraktı. Salonda çıt çıkmıyordu herkes
dönmüş ona bakıyor söyleyeceği şeyi ondan daha heyecanlı bir halde bekliyordu.
“Sevgili ailem New Jersey’in yeni Belediye Başkanına
bakıyorsunuz.” İşte o anda dudakları keyifli bir gülümsemeyle kıvrıldı.
Nicolo kadehini ona doğru kaldırdı. “Lanet olsun!
Söylemiştim.” Kahkaha atarken bardakta kalan viskiyi tek seferde içti.
Valeria derin bir nefes verdi. Yüzündeki rahatlamayı
görebiliyordu. Claudia ayağa kalkarken gözlerindeki parıltıyı loş ışığa rağmen
seçmişti. Dudakları hayran olduğu gülümsemelerden biriyle kıvrılırken ona doğru
kollarını açarak hızlı adımlarla ilerledi.
Salvatore kollarını açarak karısına sarıldı ve onu
kucaklayarak etrafında döndürdü. Onu yere bıraktığında gözlerine bakarak,
“Başardın,” dedi.
Salvatore gözlerini ondan ayırmadan başını iki yana
salladı. “Başardık.”
✞✞✞
Claudia’nın çıplak bedeninin yanından ayrılmak her
sabah daha zor geliyordu. Bütün geceyi onunla sevişerek bir kutlama tadında
geçirmişti ama hala örtünün altından çıkan uzun bacakları ve kalçasının
kıvrımını görmek onu arzuyla dolduruyordu. Onu uyandırmadan sessizce duş alıp
odadan ayrıldı çünkü kalırsa uzun bir sabah olacaktı. Hala uyuyan evin sessiz
koridorlarında ilerleyerek çalışma odasına ulaştı. Sandalyesine oturup
masasında onu hazır bekleyen evraklara göz atmaya başladı. Zihni bundan sonraki
hamleleri planlarken telefon sesi düşüncelerini böldü.
Bu saatte tesadüfi bir arama gelmeyeceğini biliyordu.
Ahizeyi kaldırdı. “Gambino.”
Soğuk karanlık ses tonu duruşunun dikleşmesine neden
oldu. “Tebrik ederim.”
Bu arama onu şaşırtmamıştı. Diego Servillo’nun
aramasını ve zaferini kutlamasını bekliyordu. Sonuçta bu onun planı ve yarı
yarıya onun zaferiydi.
“İyi bir hamleydi.”
Bir cık sesi çıkardı. “Doğru seçimdin. Uygun olduğunu
söylemiştim.”
“Neredeyse her şey tehlikeye giriyordu.”
Diego alçak sesle, “İçeride çürümene izin vermezdim
eski dostum,” dedi. “Ailendeki hainleri temizlemelisin.”
Salvatore hafifçe başını salladı. “İçerideki ve
dışarıdaki düşmanlarımdan kurtulacağım. Bundan sonra temiz yaşayacaksam,
güvende olduğumu bilmeliyim.”
Diego kısa bir an sessiz kaldı. “Temiz,” diye
tekrarlarken hafifçe güldü. “Bu kelimeyi senden duymak ilginç.” Salvatore
arkasına yaslanırken Diego konuşmaya devam etti. “Seni seçmemin bir nedeni
var.”
“Nedir o?”
“Bir adamı herkes ya sever ya da ondan korkar. İkisini
aynı anda yapabilen çok azdır.”
Bu övgü ile Salvatore’un dudak kenarı hafifçe
kıvrıldı.
“Korku imparatorluğunda işler yolunda değil mi?”
Diego’nun nefesini duydu güldüğü açıktı. “Bir kişinin
sevgisi benim için yeterli.”
“Bu cümleyi senden duymak ilginç,” derken sesinde
derin bir nükte vardı.
“Aynı durumda olduğunu herkes görüyor, Doktor… Artık
korkunç bir münzevi değilsin.”
Salvatore neredeyse gülecekti. “Cosa Nostra beni öyle mi görüyordu? Korkunç bir münzevi mi?”
“Bir zamanlar beni de işkenceci olarak görüyorlardı.
Şimdi ise Padrinoyum ve sen artık New Jersey Belediye Başkanısın. Bu daha
başlangıç yakında çok daha fazlası olacaksın.”
Çekmecesini açarak içinden bir puro çıkardı. Kaliteli
puroyu burnuna götürüp koklarken, “Amacın beni beyaz sarayda görmek mi?” diye
sordu.
Diego’nun gülmesini beklemişti ama gülmedi. “Büyük
planlarım var Doktor. Dünya değişiyor biz de değişmek zorundayız. Artık
savaşlar silahlarla kazanılmıyor. Diplomasi silahtan daha öldürücü.”
Salvatore masadaki gümüş çakmakla purosunu yaktı.
“Ama…”
“Ama önce Cosa
Nostra’yı yenilemeliyim. Hala içeride hainler olduğunu biliyorum.”
“Bu hainlerden biri de Alonzo Morello.” Purodan derin
bir nefes çekti.
“O çok dikkatli bir hain. Bu yüzden sen benim elim
olmalısın. İntikamını al Doktor.”
Bu artık sadece onun intikamı için değildi. Padrino
Morello’yu alt etmek istiyordu. Salvatore’da bunu yapmayı istiyordu. Yıllardır
bu intikam için yaşıyordu. Hala bu intikamı istiyordu ama artık öncelikleri
değişmişti. Öncelik Claudia’nın güvenliğiydi. Bu onun için her şeyden daha
önemliydi.
“Bunu yapacağım ama önce aile içindeki haini yok
etmeliyim.”
“Kim olduğunu biliyor musun?”
Salvatore bir nefes daha puro çekerken gözlerini
kapattı. “Kim olduğunu biliyorum.”
“Neden hala harekete geçmedin.”
Çünkü bunu nasıl yapacağını bilmiyordu. Çünkü daha
önce nispeten güvendiği birini öldürmesi gerekmemişti. Çünkü bunu yaptığı anda
aile içinde bir savaşa neden olacaktı.
Diego konuşmasına fırsat vermeden, “Güvendiğin biri,”
diye fısıldadı.
“Yakın zamana kadar güvendiğim biri.”
“En zoru ailedeki haini temizlemektir. Sana bol şans
Doktor. Bunu hallet ve sonra intikamını al. Bu hem senin için hem benim için
önemli.”
İntikamını almak artık bir seçenek değildi. Bu bir
emirdi. Birinin izlediğini hissederek yavaşça başını kaldırdığında gözleri
Claudia ile buluştu. Orada üzerinde sabahlığı ile dikilmiş onu dinliyordu.
Gözlerini ondan ayırmadan ahizeyi yerine koydu.
“Hain kim?”
“Ne önemi var ki? Yakında bunu öğreneceksin.”
Claudia hırçın bir tavırla, “Beni dışarıda bırakmana
izin vermeyeceğim, Salvatore,” dedi.
Salvatore bıkkın bir soluk verdi. “Ona ne şüphe.”
Claudia ona doğru yavaşça yürürken sabahlığının kumaşı
gün ışığının yansımasıyla savruluyordu. İncecik bileklerini kumaşın ardından
bir hayal gibi görüp kaybediyordu. Böyle bir güzelliğin karşısında neredeyse
Tanrı’ya yeniden inanacaktı.
“Bunu sana söyleyemem.”
Claudia gözlerini kıstı. Önünde durdu ve dizleriyle
bacaklarına vurarak onları açılmaya zorladı.
“Neden?”
Salvatore nazik vuruşları karşısında bacaklarını açtı
ve Claudia’nın aralarına girmesine izin verdi.
“Çünkü söylersem bana ne yapacağımı soracaksın.”
Eğilerek ellerini bacaklarına koydu, kışkırtıcı bir
şekilde onunla yüz yüze gelmişti.
“Yapman gereken şeyi yapacağını biliyorum.”
Salvatore onun çenesine dokundu. “Günün birinde benim
kötü bir adam olduğumu kabul etmen gerekecek.”
“Seni bir aziz olduğun için seçmedim Salva. Seni
olduğun adam için bütün günahlarınla seçtim. İsteyerek kötülük yapsaydın kötü
bir adam olurdun. Bu dünyada bunu seçemeyeceğini biliyorum.”
Salvatore parmaklarını onun çenesinde biraz daha
sıktı. Claudia’nın gözlerindeki o sarsılmaz inanç, içindeki en karanlık
köşeleri bile aydınlatmaya yetiyordu. Bıkkın ama gurur dolu bir nefes vererek
başını hafifçe salladı.
“Carlo,” dedi en sonunda. İsim dudaklarından
dökülürken odadaki hava bir anlığına buz kesti. “Sessiz, erdemli, kusursuz
Carlo... Alonzo Morello ile el sıkışan, depoyu polise ihbar eden ve Jane’i
Savcı Brown’ın karşısına çıkaran kişi oydu.”
Claudia’nın göğsü aldığı derin nefesle yükseldi. Şaşırmamıştı
en azından yeterince şaşırmamıştı. Elini Salvatore’un göğsüne, kalbinin tam
üzerine koydu.
“Şimdi ne yapacaksın?”
“Yapmam gerekeni.”
Şimdi endişeli görünmeye başlamıştı. Ellerini tutarak
onu kucağına çekti. “Yaşamasına izin veremem. İşler öyle yürümüyor, Claudia.
Bazı hatalar affedilmez yapan kim olursa olsun.”
“Bu seni nasıl etkileyecek?” diye sorarken doğrudan
gözlerinin içine bakıyordu. Böyle bir durumda onun ruh sağlığından mı endişe
ediyordu?
Ellerini ona uzattı parmakları belinden yukarı kaydı, sabahlığın
ince kumaşının ardındaki sıcak tenini hissederek durdu.
“Eğer bir gün içimdeki şeytanlara dönüşürsem beni
kurtarmana ihtiyacım var.”
“Ben bir azize değilim.”
Saçlarını kavradı ve yüzünü açığa çıkarmak için onları
geriye itti. “Tanrı’ya inanmıyorum ama inanıyor olsaydım benim yaratıcım sen
olurdun.” Yüzünü ona yaklaştırıp alnını alnına yasladı. “Diğer her şey ruhumu
paramparça ederken, sen parçalarımı bir araya getirmek için geldin.”
✞✞✞
Dakikalar önce Salvatore’un çalışma odasında
yaptıkları o konuşmanın etkileri hala zihnini kemirirken yatak odalarında bir
telaş hâkimdi. Bütün gece seviştikleri yatak hizmetçiler tarafından toplanmış,
Valeria’nın biraz önce getirdiği kıyafetler askılardaki yerini almıştı. Ona
giydirdiği üçüncü takım karşısında memnuniyetle dikiliyordu. Claudia bir kez
daha üzerindeki krem renk, ipek döpyesi inceledi.
Dar kesimi belini kusursuzca vurguluyor, dizlerinin
hemen altında biten eteğiyle hem sofistike hem de ulaşılmaz bir zarafet
sunuyordu. Boynundaki incili haç olması gerektiği gibi açık yakasından
görünüyordu. Valeria mücevherini değiştirmek istememişti. Bunun onu dindar
gösterdiğini söylemişti. Sol elindeki Salvatore ile evlilik yüzükleri sarsılmaz
krallığın mührü gibi parlıyordu.
Arkasında Salvatore belirdiğinde nefesi tekledi. Koyu
lacivert özel dikim üç parçalı takım elbisesi içinde bir belediye başkanından
çok şehre hükmetmeye hazırlanan bir imparatora benziyordu.
Valeria, Salvatore’un yakasını düzeltmek için yaklaştı,
ceketinin omuzlarını hafifçe patpatlayarak üzerindeki hayali tozları temizledi.
Yüzünde yıllardır özlemini çektikleri o eski, sarsılmaz kardeşlik bağının
izleri vardı. Bir zamanlar birbirine yabancılaşmış, sırlarla ve kanla bölünmüş
bu ailenin nihayet yan yana geldiğini görmek, kalbindeki tüm korkuları silip
süpürüyordu. Valeria’nın abisine bakışındaki o gurur ve güven hissi, yaşanan
acıların kefareti gibiydi.
Nihayet hazır bir şekilde salona indiklerinde Nicolo
onları elinde bir defter ve kalemle onları karşıladı. Salvatore ondan basın
danışmanı olmasını istemişti ve anlaşılan Nicolo bu işi çok ciddiye
almıştı.
Salvatore, Nicolo’nun herkesten önce hazırlanmasına
şaşırsa da bunu belli etmedi. “Hazırız Nicolo gidebiliriz.”
Nicolo onaylamaz bir ses çıkardı. “Hazır değilsiniz.”
Sahte bir şekilde öksürdü. “Sizi hazırlayacağım.”
“Öyle mi? Bunu nasıl yapacaksın?”
“Benden basın danışmanın olmamı istedin. Bu önemli bir
görev.”
Salvatore bunu yeni hatırlamış gibi başını salladı.
“Tamam, seni dinliyoruz.”
“Bakın, kurallar son derece basit,” derken gözlerini elindeki
deftere dikti. “Kapıdan girdiğimiz an basın üzerimize çullanacak. Salvatore,
yüzünde ‘her vatandaşın derdini kendi
derdi belleyen hayırsever lider’ ifadesi olacak. Claudia’ya bakarken o
sahiplenici ama saygın duruşunu bir an bile bozmayacaksın. Gazeteciler organize
suç lafı ettiği an hafifçe tebessüm edip geçeceksin, cevap verip konuyu
büyütmeyeceksin. Claudia, sen de kocasının zaferinden gurur duyan ama
masumiyetini asla kaybetmeyen Bayan Gambino olacaksın.”
Salvatore’un bakışları Nicolo’nun son derece ciddi
görünen hevesli yüzünde gezindi; ardından dudaklarında o alaycı, nükte dolu
tebessüm belirdi.
“Günün birinde New Jersey’nin geleceğini ve kendi
itibarımı bir kumarbazın, gece kulübü işletmecisinin ellerine bırakacağımı
söyleselerdi, bunu söyleyen adamı nehre attırırdım,” dedi alçak, pürüzsüz bir
sesle. “Söyler misin Nicolo, seni basın danışmanım yapma cehaletini tam olarak
hangi akılla gösterdim?”
Nicolo hiç istifini bozmadan göğsünü kabarttı. “Çünkü
şehirdeki bütün gazetecilerle içen, hangi muhabirin nasıl bir haberle
susacağını en iyi bilen tek uzman benim, sevgili abicim. Benim dehamı
sorgulamak yerine şansına dua etmelisin.”
Valeria dayanamayıp hafifçe kıkırdadı. Claudia ise
kahkahasını tutmayı başaramamıştı.
Nicolo onlara gözdağı verircesine baktı. Salvatore
kollarını göğsünde bağlarken, “Bu kadar özenle hazırlandıysan, yap gösterini,”
dedi.
Nicolo lafa girmekte gecikmedi. “Öncelikle seçmenlere
teşekkür edeceksin. Ardından şehrin geleceği hakkında konuşacaksın. Güvenlik,
ekonomik kalkınma, belediye hizmetleri… İnsanların senden duymak istediği
şeyler bunlar.”
Salvatore kusursuz kravatını düzeltti.
“İnsanların bunları duymak istediklerini nereden
biliyorsun?”
Nicolo gözlerini kaldırdı. “Çünkü bu iş benim işim.”
Duraksadı ve, “Çok çalıştım,” diye ekledi. “Bütün gece.”
Valeria başını eğerek gülümsemesini gizledi. Claudia
ise kendini tutamamıştı.
Nicolo hiç etkilenmiş görünmüyordu. “Bunu komik
bulmana sevindim. Birazdan gazetecilerin karşısına çıktığında da aynı rahatlığı
gösterebilirsen işimiz kolaylaşır.”
Salvatore ona doğru döndü. “Beni tanıyorsun. Rahatlık
konusunda hiçbir zaman sorun yaşamadım.”
“Senin rahatlık anlayışınla benimki birbirinden biraz
farklı.”
“Bunu da basın toplantısından sonra tartışırız.”
“Hayır, bunu şimdi tartışacağız. Çünkü oraya
gittiğimizde seni susturmak için yanında olamayacağım.”
Salvatore'nun kaşları hafifçe kalktı. “Beni susturmak
mı?”
“Yanlış bir şey söylemeni engellemek.”
“Böyle bir yetkin olduğunu hatırlamıyorum.”
“Henüz belediye başkanlığı görevine başlamadın,
Salvatore. Biraz sabırlı ol.”
Claudia bir kez daha kahkahasını tutamadı. Salvatore
başını ona çevirdiğinde yüzünde, memnun olmuş gibi duran küçük bir gülümseme
vardı.
“Görüyor musun, Claudia? Daha sabahın bu saatinde
herkes bana ne yapmam gerektiğini söylüyor.”
“Belki de herkesin bir bildiği vardır.”
“Sen de mi?”
“Özellikle ben.”
Birkaç saniye baktıktan sonra başını iki yana salladı.
“Bu sabah kendimi yalnız hissedeceğimi tahmin etmemiştim.”
“Yalnız değilsin,” dedi Nicolo. “Yanında seni doğru
yola sokmaya çalışan insanlar var.”
“Bunu bir daha söylersen basın danışmanlığı görevini
gözden geçireceğim.”
“Görevimi yaparken beni kovmakla tehdit etmen, işimi
ne kadar ciddiye aldığımı değiştirmiyor.”
Valeria bu kez açıkça güldü. Salvatore ise Nicolo'ya
bakmayı sürdürdü ama gözlerindeki sertliğin yerini belli belirsiz bir eğlence
almıştı.
Nicolo yeniden defterine odaklandı.
“Şimdi, gazeteciler sana suç oranlarıyla, belediyenin
mali durumuyla ve ilk icraatlarınla ilgili sorular sorabilir. Kesinleşmemiş
hiçbir konuda söz vermeyeceksin. Bilmediğin bir konuda tahminde
bulunmayacaksın. Soruyu beğenmediğin için gazeteciyle tartışmaya
girmeyeceksin.”
“Başka?”
“Cevap vermek istemediğin sorulara sakin bir şekilde
yaklaşacaksın.”
“Yani bana kendim olmamamı söylüyorsun.”
“Sana kendinin en akıllı hâli olmanı söylüyorum.”
Salvatore'nun yüzündeki ifade, Nicolo'nun sabrını
sınamaktan özellikle keyif aldığını açıkça belli ediyordu.
Nicolo sonunda Claudia’ya döndü.
“Claudia, senin için de birkaç şey konuşmamız
gerekiyor.”
Claudia ciddi bir ifade ile duruşunu dikleştirdi.
“Dinliyorum.”
“Bugün orada yalnızca Salvatore'nun eşi olarak
bulunmayacaksın. İnsanlar sana da sorular sorabilir. Özellikle onun siyasi
kararları, seçim kampanyası ve yeni yönetimdeki rolün hakkında.”
“Anladım.”
“Her soruya cevap vermek zorunda değilsin. Bilmediğin
bir konuda yorum yapma. Bir gazeteci seni rahatsız edecek bir soru sorarsa
sakin kal. Konuyu değiştirebilir veya cevap vermemeyi tercih edebilirsin.”
Salvatore araya girdi. “Claudia ne söyleyeceğini bilir.”
Nicolo ona baktı. “Bundan şüphem yok. Ama yine de hazırlıklı
olmasını istiyorum.”
Claudia gülümsedi. “Merak etme, Nico. Ne söyleyeceğimi
biliyorum.”
“Biliyorum,” dedi daha yumuşak bir sesle. “Yine de bugün
dikkatli olmanı istiyorum.”
“Olacağım.”
Salvatore’un eli sahiplenircesine belini kavradı. Önce
Nicolo'ya baktı sonra bakışları Claudia’nın üzerine sabitlendi.
“Hazır mıyız?”
Claudia hayranlıkla Salvatore’a baktı. Birazdan Salvatore'nun
yeni hayatının başlangıcına tanıklık edecekti. Onun yanında duracaktı. Ne söyleyeceğini,
nasıl davranacağını ve hangi soruların karşısına çıkacağını bilmiyordu ama
orada yalnız olmayacağını biliyordu.
Ve uzun zamandır ilk kez, geleceğe bakarken kendini
yalnız, korkmuş, savunmasız ve güçsüz hissetmiyordu.

Nasılda özlemişim çok iyi geldi çok güzeldi ellerine emeğine sağlık
YanıtlaSil